28 Eylül 2011 Çarşamba

DüşünCE Suç Olmamalı


DüşünCE Suç Olmamalı,
Çünkü çocuklar düşe kalka büyür.
Sinop Cezaevi'nden sonra,
Ulucanlar Cezaevi'ni ziyaret ettim.
Müzecilik açısından çok başarılı.
Ama Sinop daha olduğu gibi.
Hani derler ya
Yaşarken,
Hastane, Cezaevi ve Mezar ziyaretlerini eksik etmeyeceksin.

Ama şimdi gitsen Silivri'ye,
Ulan bu da Ergenekoncu derler mi?
Ne işi var buralarda?
Bir bağlantısı mı var?
İleri demokraside olur böyle şeyler.

Baktım, Silivri'ye gidemiyoruz,
İlk Sinop'la başladım, hemen arkasından Ulucanlar...
http://www.ulucanlarmuzesi.com/default.asp
Cezaevi Müzesi'nin ismine bakar mısınız?
Ulu-canlar...

Kim ne derse desin, insanlık, bir damla mürekkep,
Suç ise bir bardak su ise
Asla birbirine karıştırmamak lazım.

İnsanlık görevi, insan olmanın gereğidir.
Kendini, o kişilerin yerine koyarsan, doğruyu bulurusn.
Bu konuda, en güzel düşünceyi de Mevlana söylemiş;
Gel kim olursan, yine gel.

Efendim,
İnsanlar iki türlü suç işler;
Taksirli ve de Kasden.
Bir de
Fikir suçlusu, olanlar...

Taksir ve Kasden suçların takdiri, yasa ve hakim vicdanı iken,
Fikir suçlarına gelince;
Yüce Mevlam,
Kullarına iç ve dış organlar ve bu organlara da görevler vermiş.
Akciğer, nefes alıp verirken,
Karaciğer, süzer, böbrekler ile beraber.
Kalp, dolanım sistemini düzenlerken,
Beyine de düşün demiş.

Düşün düşün kokoreç işin.
Fikir, size uymayabilir.
Çok aykırı şeyler söylemiş olabilir,
Hatta saçma sapan şeyler de demiş olabilir.
Bırakın, kardeşim, buna zaman karar versin.
Ulucanlar Cezaevi'nde yatan meşhurlar;
Başbakan Bülent Ecevit'ten, Osman Bölükbaşı'na, Nazım Hikmet'ten, Necip Fazıl'a, Deniz Gezmiş'ten, Muhsin Yazıcıoğlu'na hepimizin bildiği ve tanıdığı pek çok ismin yolu Ulucan'lardan geçmiştir...

Nazım Hikmet'i tıktınız, ne oldu?
Ya da
Necip Fazıl Kısakürek?

Ya zindan hapsine ne demeli?
Bir oda, hemen gözünün önünde, tuvalet.
Şeyini ediyorsun ve onunla beraber, yaşıyorsun.
İnsanlık ayıbı.
Kokorecin sana bakıyor, sen ona.

O zamanki gazeteler neler demiş, neler?
http://www.ulucanlarmuzesi.com/basin.asp
Şöyle geriye baktığımızda,
İlk akla gelen;
Galileo.
14. yüzyılda Polonyalı Copernicus, Güneş merkezli kendi evren modelini geliştirmişti.[5] Copernicus, Galileo'nun doğumundan 21 yıl önce ölmüştü.[5] Galileo dünyanın güneşin etrafında döndüğü yönündeki Copernicus kuramını destekliyordu ve bu kilisenin büyük tepkisini çekmişti.[3] Kilise bu teorinin Kutsal Kitap'ta Yeşu'nun Güneş'e hareket etmeme emri vermesine ters düştüğünü düşünüyordu.[1] Galileo Roma'da Engizisyon mahkemesi önünde sorguya çekildi.[3] Engizisyon toplandı ve sonunda Galileo'nun teorisinin asılsız ve dine aykırı olduğu kararını verdiler.[1] 1616 yılında Galileo'nun bu kuramları desteklemesi ve öğretmesi kilise tarafından yasaklandı.[2]
http://tr.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei
Nazım Hikmet;
1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı.
Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı ve Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.[7]
http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%A2z%C4%B1m_Hikmet
Necip Fazıl Kısakürek;
Atatürk aleyhinde işlenen suçlar hakkındaki kanuna aykırı fiilinden dolayı 8 Temmuz 1981 tarihinde Atatürk'ün manevi şahsına hakaret suçundan hüküm giydi. Karar Yargıtay 9. ceza dairesi tarafından onaylandı.[16] Davaya konu olan "Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin" adlı kitabın mahkemenin bilirkişi olarak görevlendirdiği Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Başkanı Doç. Dr. Seçil Akgün tarafından herhangi bir suç unsuru teşkil etmediği rapor edilmiş ancak Necip Fazıl "Atatürk'e hakaret etmeye meyilli olmak" gerekçesiyle mahkûm edilmiştir.[17]
http://www.necipfazil.com/mahkumiyetler.htm
Şimdi burada üç kişi.
Galileo,
Nazım,
Ve Necip Fazıl.
Aradan o kadar zaman geçti,
Bu kişileri hapse attırmak isteyenler ve mahkumiyet kararı verenleri hatırlayan var mı?
Peki
Bu kişiler, ne yaptılar?
Yani
Allah'ın bahşettiği organ, beyin vazifesini yaptı.
Görüşlerine katılır, sever, sevmez, hatta nefret edebilirsiniz,
Ama bu kişiler, düşündüler, ve bir şeyler ürettiler.
Yaşama farklı bir açıdan baktılar.
Allah bile tek yumurta ikizlerini farklı yaratmıyor mu?
Şimdilerde,morga canlanırsa, alarma bassın, düzeneği konurken,
''Malatya Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü bünyesinde kurulan morga, öldü sanılarak morga konulanlar için uyarı sistemi ve içerden açılabilir dolaplar yapıldı.''
http://haber.gazetevatan.com/dirilirsen-dugmeye-bas/401112/1/Gundem
O zamanlar,
Bir de idam edilenler var;
http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&ArsivAnaID=8632
Ulucanlar'da on sekiz idam gerçekleştirilmiş.
http://www.belgenet.com/12eylul/12eylidam.html
Sağ görüşlü diyorlar,
Sol görüşlü.
Allah'ın insana verdiği, iki göz;
Sağdan da görür,
Soldan da
Kör, şaşı değilse.
Sağcı diyorlar,
Solcu.
Sağ elini kullananlar elbet sağcı,
Sol elini kullananlar da solcu olacak.
Ne var bunda?
Ulu-canlar'da,
Darağacı hapsedilmiş, idamın kalkması ile.
Bizde idam da ilginç kalktı, hatırladığım kadarı ile.
Apo teslim edilir-edilmez,
AB'ye giriyoruz diye hemencik kaldırıldı,
ABD'de hala devam ediyorken.
Bence bu konu,
Toplumda tartışılmalı,
Referanduma gidilmeli idi.
Bir anda oldu, bitti.
Sanki
Burak Kut, şarkısı gibi.
''Yaşandı ve bitti, korkusuzca''
İsme bakar mısınız?
Dar-ağaç.
Geniş olmuyor, bir kere.
Sanki oynamasını biliyorum ama yerim çok dar gibi.
Hamam ise
Bildiğimiz Türk Hamamı.
Zaman gibi
Ne sular, aktı?
Ne kirler döküldü?
Hillton koğuşuna ne demeli?
Hilton'u bilmesek yutturacaklar, valla.
Paris Hilton tez zamanda buraya gelmeli,
Hilton Otellerinin varisi olarak,
Bu, Hilton koğuşunu gezmeli.

Bir tane film makinesi var, İtalyan.
Beş tane yapılmış.
Mahkumlar film izlerken,
Ne filmler çevrildi, artlarından.
Talat Aydemir, traş makinesi, sakalları hala içinde imiş.
Deniz Gezmiş, Hukuk'ta okurken tuttuğu notlar.
Kazağı.
Avluda fotoğraflar...
Başbakan Ecevit.
Ferdi'den Hapishane şarkısı geliyor, aklıma.
''Mapushane etrafında dikenli teller,
Birbirine kenetlenmiş bağlı bilekler,
Sağımda sonumda hasret çekenler ,
Tez gel anam tez gel görüş günümde ,
Tahammüle hal mi kaldı garip gönlümde .

İki kelimeyle anla derdimi ,
Feryat etsem duyuramam sesimi,
Çok konuşsam dinletemem sözümü ,
Ölmeden göreyim güzel yüzünü ,
Tez gel yavrum tez gel görüş günümde ,
Beklemeye hal kalmadı garip gönlümde.

Mescit;
Kimbilir ne dualar edildi?
Allah'a nasıl yalvardılar?
Bu arada, sinsi kardeşlerimi,
Allah'a havale etmekten vazgeçtim.
Çünkü
Allah'ın yarattığı insan, Allah'ın bir kulu olamaz.
Ya kapalı görüşe ne demeli?
Ulan, şu kapalı-açık hikayesi,
Burada da karşımıza çıktı.
Kapalı görüşenler,
Açık görüşenler...
Aklımdan, o an iki farklı siyasi figür,
Aynı anda burada tanışsalar,
Can ciğer arkadaş olsalar,
Ve şöyle deseler;
Kardeşim, önemli olan, ideolojik olmak değil,
Vicdanlı olmak.
Ve tahliyeden sonra, bir daha hiç ayrılmamak üzere, ömür boyu arkadaş olsalar?

Zindan'a gelince,
''Sana hayatı zindan ederim'' her şeyi anlatıyor.
 Hediyelik eşya bölümü ise ilginç.
Mahkumların yaptığı eserler satılıyor.
Çok başarılı,
Fiyatlarda oldukça makul.
Bence birine hediye götürecek kişi, hediyesini buradan almalı.
Bu insanları topluma kazandırmanın en güzel yolllarından biri;
Emeğine değer biçmek, katkıda bulunmak.
Ya üzerinde,
Ulu-canlar cezaevin'de yatmış kişilerin isimlerinin kazınmış hali bulunan hediyelik eşyalar?
Nazım fanatiği,
Necip Fazıl çakmağı alacak mı?
Ya da
Tam tersi?
Burada da mı yine ideolojik davranacağız?
Peki,
Ya telif hakları?
Deniz Gezmiş'in ailesine telif hakedişleri gidecek mi, mesela?
Çanakkale'de en  çok satan, figür;
Seyit Onbaşı'dır.
Acaba ailesine beş kuruş telif ödenmiş midir?
Peki,
Bu kişiler, bu düşüncelerini,
Ya da eylemlerini,
Ulan bir gün meşhur olalım diye mi yaptılar?
Aradan bu kadar zaman geçti,
Değişen ne?
Fikir suçlusu olmaz diyebiliyor muyuz?
Ya da
Bizim gibi düşünmeyen birine;
Ulan, bu adam çok tehlikeli mi diyoruz?
Nazım, 58 yıl sonra, vatandaşlığa kabul edildi,
Peki elli yıl sonra,
Silivri'dekiler, nasıl anılacak?
Onların da hediyelik eşyaları satılacak mı?
Ya da
Orası da mı müze olacak?
Yani demem odur ki
Değişen ne?
DüşünCE suç olmamalı, çocuklar, düşe kalka büyür.
Hoşgörü mizah ile başlar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder