28 Eylül 2011 Çarşamba

Şapka Kanunu ve Peri Bacaları

Peri Bacaları,
Allah'ın hikmeti, şapkalıdır.
Şapkasız Peri Bacaları,
Şapka düştü kel göründü, dedirtir, adama.

Peki,
Atatürk,
Şapka Kanunu için,
Neden Kapadokya Bölgesini değil de
İnebolu(Kastamonu) Ahalisini seçti?
Gelin, hep beraber inceleyelim;

Cide’den İnebolu’ya kıyıdan gideceğiz.
Bu yol,
Doğa olarak belki de dünyanın en güzel yollarından biri ama
Bir o kadar da tehlikeli.
Virajın biri bitmeden biri başlıyor.
Sürat istesen de yapamazsın.
Az kalsın,
Hakkın rahmetine kavuşuyorduk,
Şöyle ki
Yol iki araç yan yana zor geçerken,
Sağ olsun karşıdan gelen Allah’ın akıl verdiği insanoğlu,
Yolu kaplamış, sanki tek yol.
Ve de İsmail YK’dan bas gazayı dinliyor…
Bir anda karşında,
Tüm sempatisi ile
Bir araç.
Kaçacak yer yok.
Yanaşabildiğin kadar yanaşıyorsun sağa,
Gözlerini kapıyorsun,
Ondan sonrası Allah’a emanet.
Kolay kolay korna çalmayan ben;
Baktım göz göre göre öbür tarafa gideceğim,
Başladım, korna çalmaktan zevk alan sapıklar gibi
Her viraja girmeden korna çalmaya…
Bu yolda yol çalışmaları devam ediyor,
Yol geliş gidiş olursa,
O muhteşem güzellik bozulacak.
Bu şekilde de
Çok tehlikeli.
Olmak ya da olmamak gibi bir durum söz konusu.
Acaba doğayı bozmadan tek yön yapılsa?
İhtiyacı karşılar mı acaba?

Bir kere,
Yolda durup sola bakarsanız,
Cide muhteşem görünüyor,
En iyi manzara resimleri buradan çekilebilir.

Sol sarafta,
Şehit J.Er Murat Mudan Hayratı.
Bana göre
Kürtler ve de Türkler et tırnak olmuştur,
Biz ayrılamayız.
Şu anki yaşananlar,
Dış destekli bir satranç oyunudur.
Temennimiz;
Maddi ve manevi bizi çok yıpratan,
Gelişmemizi geciktiren,
En çok ta ateşin düştüğü ocakları yakan bu anlamsız mücadeleye,
Kalıcı bir çözüm bulunması.
Maddi ya da manevi enerjimizin,
Bir gramını dahi boşa harcamamalıyız.
Çözüm;
Kardeşçe beraber yaşamak.
Yediğimiz meyvede,
Ağacın köklerini araştırıyor muyuz?
Önemli olan;
Adil paylaşım.
Mahsun’dan, Hepimiz Kardeşiz diyor, son noktayı koyuyoruz.

Karşımıza sık sık
Öküzler çıkıyor.
Çok kızınca öküzün teki deriz.
Öküz gibi
Allah’ın insana hizmet etsin diye
O öküze adını sen ver,
Etinden, sütünden, her şeyinden yararlan,
Kendin trafik canavarı,
Kızınca da
Öküz de.
Acaba öküzlük kimde?
İnsan; bünyesinde tüm canlılardan bir parça bulunduran değil mi?

Hele bir tane katır çıktı,
Öyle güzel baktı ki
Son zamanlarda SPA meşhur.
Hangi otele gitsen,
SPA var.
SPA’dan sonra eşek ve de katır hizmeti başlarsa,
Şaşmamak lazım.
SPA; eşşeoğlu eşek demek, aslında.

Öyle koylar var ki
Bakir mi, bakir.
Ama bakirin peşinde çok kişi olur.
Çünkü
Erkekler için bekaret bozmak, çok övünülecek bir şeydir.
Hanımlar, mutfakta o kadar soğan zarı parçalıyor,
Hiç övünüyorlar mı?
Erkek Milleti, ne olacak?
Kompleksli.
Siz hiç iğnenin şu kadar patlattım diye övündüğünü duydunuz mu?

Peki koylar neden bu kadar çok dikkat çeker?
Çünkü halkımız,
Koy’mayı sever…

Balık avlanma yasağı bitti,
Balıkçılar, bizim için nimet,
Kendileri için ekmek peşinde.
Halkımız ekmeği çok sever,
Randevusuna sadık değildir,
Ha bire eker.
Bal ne kadar sağlıklı ise
Bal-IK’ta bir o kadar.
Çünkü
Yüce Mevla’m,
Kullarını kullarının aklının alamayacağı kadar düşünmüştür,
Kullarını yaratmadan önce.

Yüce Mevla’m,
Hayvanları birkaç çeşit gıda ile beslerken,
Kulları ise sayılamayacak kadar meyve ve sebze ile beslenir.
Bu da
Kullarına verdiği değeri gösterir.

Dağların üstüne sanki
Yeşil battaniye örtülmüş, üşümesinler diye.
Kar yağsa bile vız gelir.
Baktıkça için açılıyor,
Doyamıyorsun, bakmaya.
İçinden yine yeşillendi fındık dalları türküsü geçiyor, nedense.

Cide, İnebolu arası 102 KM ama
En az iki saat sürüyor.
Çünkü sürat yapmanız, imkânsız.
Virajın biri bitiyor, biri başlıyor.
İnebolu’ya kadar,
Denizkonak, Çayyaka, Kuşkayası(Hatırlayalım,Amasra’ya girişte, Kuşkayası anıtı var)
Alayazı, Aydıncık ve Doğanyurt var.
Bu yerler, deniz kenarında.
Aha Buraya Yazıyorum, gelecekte hepsi meşhur olacak.
Neden?
Çünkü deniz var.
Bir yerde deniz varsa,
Kendini uzun süre saklayamaz.
Deniz Akkaya,
Deniz Seki,
Deniz Arcak, neden meşhur oldu?
Bunların bir kısmı, oldukça iyi durumda,
Bir kısmı ise sönük gibiler ama
Yakında patlama yaşarlar.
Biz de
Doğanyurt’ta mola verdik.
Hem tuvalet,
Hem dinlenme
Hemi de yemek
Ve yolumuz, meşhur köfteci Ömer’e düştü.
Memleketin her yerinde onarıma muhtaç eski evler var.
Bunların hepsi onarılmalı, bence.
Bir plan dâhilinde.
Bu iş her açıdan önemli.

Elma deyince,
Akla Amasya gelir ama
Karadeniz’deki elma ağaçlarına bayıldım.
Yemesen bile
Gel beni çek diyor.
Elmaların yongası aslanım, aman.
Bedia Akartürk’ten ne güzel gider, şimdi.

Doğanyurt/Kastamonu,

Meşhur Köfteci Ömer Usta.
Şu ismin güzelliğine bakar mısın?
(+903668431147)
İki porsiyon köfte söyledik, valla çok leziz.
Tavsiye ederim.
Adam boşuna meşhur dememiş.

Doğanyurt’ta mola veren en az on tane yabancı plakalı karavan gördük ama
Sanki Doğanyurt can çekişiyor.
http://www.doganyurt.gov.tr/
Denize sıfır ama
Bir sıkıntı olmalı.
Yakında Kaymakamlık ta kalmayabilir.
Kaymakamlık binası, sanki eğreti duruyor.
O makama gelen Kaymakam,
Allah’ım ben nereye geldim, der.
Bir yer, Kaymakamlık ise Kaymakamlık olmalı,
Burada sanki muhtarlığı Kaymakamlık yapmışlar gibi bir hava var.
Nüfus ta gittikçe azalıyormuş.
Türkiye’de şöyle bir çelişki de var.
İl olması gereken yer, ilçe.
İlçe olması gereken yer ise İl.
Bilimsek kriterler olmalı,
Asla siyasi olmamalı.

Karşımıza bir kedi çıkıyor, minik mi minik.
İnsanın aklına,
Kuzu-Koç
Öküz-Buzağı da
Kedi-Kedicik neden denmez takılıyor?
Ve geçenlerde yurdumuza gelen Kürt şair,
Kemal Burkay ve Sezen Aksu geliyor, akla.
Bir eser bırak ta
Herkes eserli desin.
‘’Bir kedim bile yok’’ her şeyi anlatan bir cümle.
Yazana da besteleyene de söyleyene de helal olsun.

Ve geldik İnebolu’ya.
Son sayıma göre, 9300 kişi imiş.
Nüfus Müdürlüğüne bağlı bir sistem olacak,
Ölen düşecek,
Doğan eklenecek,
Günceli o an herkes bilecek.
Dağların üzerine de ışıklı, adları yazılsın.
Coğrafi şekiller, nehirler ve göller…
İnsanlar gezerken bilsin,
Bu hangi dağ,
Bu hangi dere?

Karadeniz’de şehirler, sahil boyunca sıralı.
Çünkü dağlar kıyıya paralel.
Evler dağınık olduğu için
Çocukların okul işleri, bölge yatılı okulları ile çözülmeye çalışılıyor…
İnebolu şanslı çünkü
En azından bir yere toplanmış durumda.

Ve Hamamcı Kadı Salih Reis Anıtı;
İNEBOLU KAYIKCILAR LONCASI üyesi, 70 yaşındaki (düz tarladaki hamamı işleten, aynı zamanda denizci)HAMAMCI KADI lakabıyla anılan SALİH REİS’TE,13 HAZİRAN 1921yılında YARBAŞI MERDİVENLERİNDEN, bir elinde bastonu, omzunda mermisi ile zorlanarak çıkarken: Merdivenlerin üst kısmında, maiyetindekilerle birlikte olayı seyreden KASTAMONU VALİSİ MUHİTTİN PAŞA’NIN dikkatini çeker.(Dönemin Valisi Muhittin Paşa, Atatürk’ün Harbiye’den öğretmenidir).Yanındakilerden ayrılarak ihtiyarın yanına gider ve derki;”DEDE,VER DE BEN TAŞIYAYIM”.Sırtındaki mermiyi zorla taşıyan ihtiyar deniz kurdu başını bile kaldırmadan:”KÖRMÜSÜN! BENİMKİNİ İSTEYECEĞİNE GİT SENDE KAYIK’TAN BİR TANE ALSANA!Etrafındakiler “eyvah Paşa kızdı” diye düşünürlerken, MUHİTTİN PAŞA,”BU VATAN BÖLÜNMEZ, BU MİLLET ÖLMEZ”…. diye söylenir.Paşayı fark eden Salih Reis ellerine sarılır ve orada bulunan herkes gözyaşlarına boğulur.


Oğuz ATAY Büstü;
Oğuz Atay,özellikle Tutunamayanlar romanında, modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka,kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatır. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Atay
Bu değerli kardeşimiz de maalesef öldükten sonra meşhur olmuş.

İnebolu Türk Ocağına geldik ama kapalı,
Çünkü geç kaldık,
Müze yetkilisini bulduk,
Şöyle göz atalım dedik,
Gözünüzü atmayın o size her zaman lazım,
Ama geçti Bor’un Pazarı, sür eşeği Niğde’ye dedi.
Gelelim Türk ne demek;
. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
http://www.frmtr.com/ataturk/3138249-ataturkun-turk-tanimi-kendi-el-yazisi.html


"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

Peki,Türk Halkı ne demek;
Atatürk'ün kaleme aldığı metinde; "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir" ifadesi yer alıyor.
http://www.denizhaber.com/HABER/16746/28/genelkurmay-ataturk-turkiye.html

Atatürk, 27 Ağustos 1925 yılında, İnebolu’da;
Türk Halkı Medenidir,
Tarihte medenidir,
Hakikatta medenidir, demiştir.

İnebolu’nun Denk Kayığı meşhur;

Bu tekne, günümüz yapım tekniklerinden farklı olarak inşa edilmiş ve bu özelliği ile bir bütün olarak korunabilmiş dünyada bilinen tek örnektir. 8.80 m boyunda , 1.92 m eninde ve 0,90 m yüksekliğinde ki tekne “önce kabuk yöntemi” olarak tanımlanan yapı tekniğine göre inşa edilmiştir.Bu tekniğe göre teknenin önce dış kaplamaları eğri ve kesme çivilerle bağlanmakta , daha sonra ısıtılarak şekil verilmiş nal şeklindeki postalar ile tekne yapısı kuvvetlendirilmektedir.
İnebolu’na 16 Mayıs 1924 yılında, Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası ve Beratı verilmiştir.
İstiklal Harbi’nde İnebolu ve Kastamonu havalisinden yapılan silah, cephane ve askeri malzeme naklinde görev alan İnebolu Kayıkçılarının gösterdikleri özverili ve insanüstü gayretleri ile kahramanlıkları TBMM’nce takdir edilmiş ve Kayıkçılara 16 Mayıs 1924 tarihinde törenle Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası ve Beratı verilmiştir. Bu kayık o dönemde cephane naklinde kullanılan kayıklardan biridir.
İnebolu Evleri de çok meşhur,Aşı boya.http://www.ineboluevleri.com/
Orhan Şaik Gökyay;
“Bu Vatan Kimin” şiiri ile hafızalarda yer etmiş vatansever bir şairdir[1].

Bu vatan, toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır;
Bir tarih boyunca, onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir...

http://www.meb.gov.tr/belirligunler/30agustos/siirler/bu_vatan.htm

Edebiyat alanında şairliğinden çok eleştirmenliği ve araştırmacılığı ile öne çıktı. Dil konusunda yaptığı en önemli çalışma Dede Korkut hikâyeleri’ni sadeleştirmesidir[2]. Yetmiş yıl boyunca öğretmenlik yaptı, binlerce öğrenci yetiştirdi.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_%C5%9Eaik_G%C3%B6kyay

Bu serpuşun adına, şapka denir.
Gözüm Sakarya’da, Kulağım İnebolu’da.
http://www.tarihintaniklari.com/contents/haber_oku.asp?haber=42
Ertesi gün İnebolu’ya geçen Mustafa Kemal, tarihi “Şapka Nutku” nu bu ilçede yaptı[5]. 27 Ağustos 1925 günü Türk Ocağı’nda halka hitaben “Bu serpuşun adına şapka derler” diyerek o güne kadar kullanılan “medeni serpuş”, “şemsisiperli serpuş” gibi ifadelerin bırakılmasını sağladı[6]. Nutkunda, “Redingot gibi, bonjur, smokin gibi, işte şapkanız! Buna câiz değil, diyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz ve onlara sormak isterim: "Yunan serpuşu olan fesi giymek câiz olur da şapkayı giymek neden olmaz ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının kisve-i mahsûsası olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler?" sözleriyle şapka giyilmesini savundu[5].

Efendim,
Bu kadar gözlem ve bilgiden sonra,
Atatürk, şu anki Türkiye’yi görse ne derdi?
Samimi olun,
Sinsi olmayın.
Anıtkabir’e gelmek istemiyorsanız, gelmeyin.
Deftere içinizden geçenleri yazın.
Yani
Mevlana gibi
Ya olduğunuz gibi
Ya da
Göründüğünüz gibi olun,
Hakkı Bulut gibi
Ben buyum deyin.
Der miydi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder