28 Eylül 2011 Çarşamba

Pizza'da Lahmacun Yemek!

Pizza’da lahmacun yemek!(30.06.2008 05.07.2008)Venedik, Floransa, Roma, Napoli, Pompeii)
Yüce Mevla’m,
Bayanları iki maksatla doğurmuş;
Hepimizin bildiği; bebek te bebek!
Diğeri;
Alışveriş!
Zaten alış veriş olan yerde,
Mutlaka veriş alış vardır!
Hanım Arab’ın Yallelesi gibi tutturdu;
Ben İtalya’ya gitmek istiyorum.

Yani gidecek!
Bu durumda yapılacak en köklü çözüm;
Gitmek!
Gidelim ulan dedim, gidelim, anasını satalım, gidelim,
Battı balık yan gider, nasıl olsa, gidelim!
Kızıyorum ama
Hanımların bu durumu olmasa ticaret micaret olmaz,
Herkes iflas eder,
Esnaf kepenk kapatır.
Eğitim gibi
Alışveriş şart!
Hatta eğitimden bile daha öncelikli.
Yapılması gereken alışveriş esnasında toz olmak,
Asla yan yana göz göze gelmemek,
Her an kızacağınıza ayda bir kere kredi karı öderken öfkelenmek!
Bırakın efendim, herkes hayatını yaşasın.
Dünyaya bir daha mı gelicez?
Bak, rahmetli Defne daha dün raks ediyordu,
Bu gün fani.
Aman canım, hayatını yaşa!
İşte bu duygularla başladı gezimiz.
Umarım reklâma girmez, RTÜK kuralları burada da geçerli mi?)
O an için Akbank Axess kartına çok avantajlı bir kampanya,
Pronto Tur ile(Bu arada Pronto İtalyanca Alo demekmiş)
Hemi de kredi kartına altı taksit!
Ve hayatımda unutamadığım gazete başlığı;
Hâkim Bey,
Bu taksitler bizim hayatımızı taksit taksit bitirdi!
Eşimin derdi;
İtalya’yı görmek,
Söylemiyor ama belki dünyaca meşhur çapkın İtalyan erkekleri,

Aynı zamanda hırsızlıkları ile ünlü ama sadece kalp çalıyorlar!
Diğerleri sayılmaz, sayılmaz!
Allah’tan kıskanç biri değilim!
Ben ise Pisa Kulesinin tepesinde lahmacun yemek!

Neden derseniz?
İtalyanların pizzası ve bizim de lahmacun,

Bu ikisini çağrıştıran Pisa Kulesinde lahmacun yemek fena bir fikir olmasa gerek?
İtalyan-Türk sentezi,
Ünlü yönetmen Ferzan Özpetek gibi bir şey yani.
Hiç unutmuyorum,(palavra, video kaydından bakıp söylüyorum)
Umarım reklâma girmez,(RRÜK kuralları burada da geçerli mi?)
Uçağımız Atlas Jet,
KK 469 Sefer sayılı,(Fadime’nin bu Sefer’e itiraz etmesi lazım, her yerde O’nun adı geçiyor)
Ama fotokopilerde de
Hep Aslı gibidir, yazılı, buna da Kerem itiraz etmeli!
Çok feminist bir düşünce; Aslı demek, bence.
Hareket saati; 22.45
Ve de ekonomik!
Trakya lehçesi ile Areket yeri; Yeşilköy!
İnsan iki yerde kaçırmaktan çok korkar;
Biri altına kaçırmak,
Diğeri uçağı kaçırmak!
Biz de uçağı kaçırmayalım diye,
Sabahın köründe geldik, Yeşilköy’e,
Bu arada kim uydurdu ise bu sabahın körünü,
Ama vatandaşlardan özür dilerim.
Baktım sözde Yeşil olan köye;
Ne yeşillik var, ne de köy!
Ha bire inen kalkan uçaklar,
O an aklıma Haydar Dümen geldi, nedense.
Hareket saatine kadar volta ata ata,
Valla bizde volt kalmadı, yorgunluktan bitap düştük.
Bir şey yiyicez, malumunuz havalimanları Mahmutpaşa gibi
Çok ucuz!
Hele su?
Sudan ucuz!
Kana kana içicem derseniz,
Daha Venedik’e ulaşmadan bitti, paralar…
Allah’tan tuvalet bedava!
Yoksa altımıza yapmak işten değil!
Rehberimiz geldi,
Adını hiç unutmuyorum çünkü bir müşterinin taklidini hala çok güzel yapıyor;
Hakan! Hakan! Hakan!...
Arada bir hadi hanım derim yapsana?
Ya da
Hakan ismi geçince.
Hakan genç, yakışıklı ve de hızlı bir genç.
Zaten gezi başlamadan birkaç gün aramış ve şöyle demiş ti;
Yağmurluk ve şemsiye almayı unutmayın!
O zamandan gözüm tutmuştu, bu bıçkın delikanlıyı.
Yalnız askerden yeni gelmiş olmalı,
Sağdan say demez mi?
Hakan ne ediyon? Kendine gel! Bitti askerlik!
İçimden şimdi bir de yürüyüş kararı saydırırsa, darbe marbe oluyor diye bizi Ergenekon’dan içeri atmasınlar?
Artık devir değişti; polis in, asker araç bin!
Bak dizilere hepsi polisiye.
Bir tane asker dizisi var mı?
Neyse Hakan yoklamayı aldı,
Allah’tan tekmil! Demedi!
Eksik yok, vukuat yok, yanlış anlaşılmasın kalkışa hazırız!
Ve kalktık!
Efendim, bu arada bütün buluşlar doğadan ilham alır,
Mesela
İnsanoğlu, Allah’ın verdiği akıl ile kuşlara bakmış,
Ve uçağı yapmış,
İlginç olan, hiçbir kuş uçaktan hızlı uçamaz!
Fakat hiç bir kuşun da uçarken düştüğü görülmemiştir,
Bu da Allah’ın büyüklüğü.
Bu arada,
Sekste yaşanan süreç;
Kalkış, süzülme ve iniş,
Uçaklarda da geçerli.
Biri bir kişiyi tatmin ederken, uçak tüm yolcuları…
Bu arada,
Hayatta pilot olmak istemezdim.
Sebebi de
Hani olmaz olmaz ama insanlık hali,
Eşini tatmin edemezsen,
Şöyle demez mi?
Bana ne her gün yüzlerce insanı uçurmandan,
Sıkıysa sen beni uçur!
Başlarım senin pilotluğuna,
Sana o belgeyi kim verdi ise gönder bana!
Şaka bir yana, indik!
Yani uçak iniş takımları değdi yere.
Ne zaman sorsalar hangi takımı tutuyorsun?
İniş takımları derim.
Sebebi de
Bir açılmazsa, Allah göstermesin, gövde üzeri iniş.
Başladık valizleri beklemeye…
Banalüks gezisinden sonra biraz akıllandık,
Valizler teke düştü ama yine ağır mübarek.
Bir daha ki sefere,
İnşallah donsuz katılacağım tura,
Ne len bu?
Bıktım artık!
Gezmeye mi geldik, hamallığa mı?
Taşı babam, taşı, nereye kadar?
Ya donsuz gelecen ya da bir hamal tutucan,
Hem de hayra girmiş olursun bahane ile hamal da yeni yerler görmüş olur!
Tabi burada donsuz gezmek lafın gelişi,
Yoksa hava durumunu sunan bir spikerimiz;
Hepinize donsuz geceler demişti de
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovdular!
Ne diyecekti?
Donlu mu?
Bu kadar traş yeter,
Geldik otellimize;
Park Otel Continental hemi de dört yıldızlı!

Kapıda sigara içilmez diyor,
Yani dumansız hava sahası,
Bu dumansız hava sahası iyi bir şey de
Bu kadar da dumansız olması iyi mi?
Ya tüm fabrikalar kapanırsa?
Tuvalete girdim,
Şeyimi şey etmek için,
Tabi ki tuvalet alafranga ama kıçımızı koyacağımız taşın üzerindeki kapak yok!
Aman Allah’ım, oldum olası sevmezken alafrangaları üstüne kapağı yok!
Hemi de dört yıldız!
Efendim, ben yıldız verilmesi işine karşıyım,
Bu gidişle gökyüzünde yıldız kalmayacak,
Ve güneş rahmetli Zeki Müren,
‘’Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar en az sizin kadar yalnızım’’’ı nasıl söyler?

İndik kahvaltıya,
Açıkçası İtalyanlar şöyle düşünüyor;
Kardeşim niye geldiniz buraya?
Gezmek için,
O halde,
Hadi çıkın gezin, yemek te neymiş!
Kahvaltı doyurmaz ama öldürmez de!
Yani bizdeki gibi
Her şey dâhil yok!
Biz diyoruz ki turiste,
Ye, iç, yan gel yat!
Sakın dışarı çıkma, adım dahi atma!
Dışarıdaki esnaf sinek avlasın,
Bak burada çalsın sazlar, oynasın kızlar!
Hangisi doğru?
Bence İtalyanlarınki.

Ütübüse bindik,
Açık alınla Venedik’e doğru hareket ettik,


İlk gördüğüm;
Yemyeşil bir tarla,
Bir traktör, geldi ekrana.

O an aklıma,
Köylü Milletimizin efendisidir, sözü geldi, Ata’mıza ait.
Sen git,
1925 yılında 1937 yılına altı tane çiftlik yarat,
Buraları hayvan ve ağaçlarla doldur, sonra millete devret,
Torunların hayvan ithal etsin?
Her yeri tarıma, hayvancılığa ait bir ülkede,
Sen yaban ellerden ithal et, et, süt, yumurta?
Ah Ata’m, Ah!...
Üzülsen üzelsen en çok buna üzülürdün her halde?


Otelimizden Lido’ya geldik,
Lido’dan Venedik’e(Venice) geçicez, vapur ile.
Hava yağmurlu,
Çisil çisil.
İrili ufaklı birçok deniz taşıtı, denizde beşik sallar gibiler…
Ama
Balıklar âleminde olduğu gibi, büyük gemiler küçük gemileri yemiyor!



Bu arada,
Hep mallar batacak değil ya!
Maalesef Venedik te batacak diyor, uzmanlar.
Batmaması için de harıl harıl hummalı çalışmalar var.
Bakalım, el mi yaman bey mi yaman?
Doğayı şimdiye kadar yenen olmamış ama
Bakalım İtalyanlar yenebilecek mi?

Venedik malumunuz kazıklar üzerinde oturan bir şehir.
Buradan kazığın aslında kadar da kötü olmadığı sonucu çıkıyor.
Kim bilir,
Kazıklı Voyvoda ne kadar iyi bir insandı da kıymetini bilemedik?
Yaşasaydı, bırakın Venedik’i kurtarmayı,
Daha kaç tane Venedik yaratırdı?
Ben ne zaman kazık yesem,
Aklıma hep Venedik gelir!


Bir deniz taşıyıcısı üzerinde,
Hazır beton dökme kamyonu.
Bu arada,
Her buluş doğadan alır ilhamını ilkesinden hareketle,
Hazır beton taşıyan kamyonlar ile onların betonunu inşaata dökmeye yarayan kamyon,
Size neyi hatırlatıyor?
‘’Bana her şey seni hatırlatıyor’’şarkısı…

Venedik’e adım atınca,
Hotel Gabrieli karşılıyor, tam karşımızda.
Martılar karşılıyor bizi, martılar ve de güvercinler…


İstanbul’un martısı ile Venedik martısı aynı,
Ankara güvercini ile Venedik güvercini aynı.
Ey Allah’ım yarattığın hayvan ve bitkiler dünyanın her yerinde aynı iken,
İnsanlar neden bu kadar farklı?
Dilleri farklı,
Tenleri,
Hatta tek yumurta ikizleri bile farklı!

Biraz yürüyünce,
Meşhur köprüsünden geçtik,


Altımızda gondollar…
Çok dengeli bir kayık, bir kürek hem itmeye hem de yönlendirmeye yarıyor,
Ve yakışıklı bir İtalyan genci, gondolcu.

Gondol deyince,
Venedik’e gelinir de
Gondol’a binilmez mi?

Biz de altı kişi olarak bindik,
Allah günahlarımızı affetsin yanında şampanya.
Ve bir İtalyan serenadı, gondolcudan, ama bahşiş verirsen.
Ağaya beleş!
Dolaşıyoruz ara kanallarda, su pis, koku hoş değil, bakımsızlık had safhada.
Batmadan şimdi batırmış bir halleri var.
Ya umudu kesmişler,
Ya da
Bu altın yumurtlayan tavuğa hiç bakmıyorlar.
Söylendiğine göre bu gondollardan 400 tane var.
Bizim İstanbul taksileri gibi, çok kıymetli.
Gondolcu olmak ise öyle her yiğidin harcı değil.

Güç lazım,
Ses lazım.
Ulan bu Venedik bizim Şanlıurfa’da olsa idi
Ne türkücü çıkardı be!
Düşünün bir kere,
Ayağında kundura ile gondol gezisi.
Ne kadar romantik!
Ve de gondolda çiğ köfte.

İlla gondola bineceğim derseniz artık kolayı var!
Eskişehir!
Sağ olsun Büyükerşen, partisi önemli değil,
Sanki gezmiş dünyayı, bir sentez yaratmış!
Gondol var,
Amsterdam tipi tekneler,
Ve Panama tipi havuzlar eşliğinde merkezden şehir parkına.
Küçük bir ayrıntı, bizim gondollar, motorlu ama sessiz, hiç fark edilmiyor.

Venedik’te bir at heykeli.
Ulan dedim, yoksa Ata’mın heykeli buraya mı geldi?
Hani şu sıralar çok tartışılıyor,
AB’ye girmek için kaldıralım, bu heykelleri.
Ben okuma yazma sökerken girmiştim, aslında AB’ye.
O nedenle girsek te olur, girmesek te!


Köprüden geçerken,
Sağa bakarsanız iki bina arasında, birbirini bağlayan, bir kemer var.
O zaman mahkûmlar buradan geçerken dışarı bakar, ışık görürlermiş!
Ben ne zaman bir köprüden geçsem,
Şunu düşünürüm;
Acaba Venediklilerin de bizim gibi ‘’Köprüden geçti gelin’’ türü bir türküleri var mı?
Bizde köprülere bu türküyü koysak, 24 saat çalsak?

Venedik malum bir ticaret merkezi.
Eskiden beri ama
İşte o zamanlar Venedik’e ilk adım atan tüccar,
Ticaret kanunlarını okuyor, aslan da bu duruma el koymuş durumda.

Mesaj şu;
Buraya kim gelirse gelsin,
Dili, ırkı, dini, mezhebi ne olursa olsun,
Venedik Ticaret Kanunları nezdinde eşittirler.
Galatasaraylılar gurur duysun,
Venedik’te, her yerde aslan heykeli ve hukuk’a el koymuş durumda.


Venedik Meydanı, çok hoş;(Saint Marco)

Kafeler,
Güvercinler,
Ve önemlisi;
Kaliteli canlı müzikler…
Arada bir sular yükseldiğinde, buralar sular altında kalsa da
Onun da çaresi var;
Çizme’de çizme giymek!
Şöyle oturup İtalyan kafelerinden yudumlarken çevreye bakmak kadar, ne güzel olabilir acaba?
Meydanda yine çok dikkat çekici bir kule, rengi tuğla.
Bizim dikilitaşlara benziyor ama daha etli butlu!
Ve ucu sivri.
Buradan paraşütçülere duyurulur!
Kazara düşerseniz, sizi Kazıklı Voyvoda bile kurtaramaz, valla!
Hiçbir tüketici derneği, şikâyetinizi kabul etmez!
Nedir şikâyetiniz?
Kazık yedim!


Yine meydanın tam karşısında,
Muhteşem bir kilise.

Ve ta İstanbul’dan gelen at heykeller…
Fresklere ne denmeli?
Muhteşem!
Fresk deyince;
İncil’in resimli anlatılması.
Genel olarak İncil’den on, Tevrat’tan bir, bir de Meryem Ana yaklaşık on iki hikâyenin anlatılması.
Peki, bizde niye yok?
Efendim, bizler zeki insanlarız.
Bir şey resimli anlatılmadan da anlarız.
Biz okursak, resimli, sadece Zagor, Teksas, Yzb. Tommiks okuruz!
Kuran neyle başlıyordu?
Oku!
Ama bu freskler çok değerli, bizde de çok var.
Başta Ayasofya olmak üzere.
Yabancı turistler neden geliyor?

Efendim,
Meydanda o kadar güvercin var ki!

Ve o kadar samimi, sıcaklar ki.
Artık herkesle abi kardeş olmuşlar.

Yem peşindeler.
Buradan şu siyasi mesaj çıkıyor;
Kardeşim, bir yerde yem varsa, orada toplanan çok olur.
Yemi kes,
Bir tane kalırsa?
Siyasete soyunanlar, yeminiz varsa, taraftarınız çok olur!
Yoksa
Yaşar Nuri Hocamız gibi olursunuz.

Daldık, ara sokaklara,
En büyük yalanlardan biri;
İğne atsan yere düşmüyor…

Denedim, attım iğneyi, düşüyor, valla!
Para basıyor, Venedik, para!
Batsa da basar!
Bu sefer dalma turizmi önem kazanır.
Dünyanın sayılı dalgıçlık merkezi olur.
Bazı tüccarlar vardır, hayatta batmazlar,
Asil Nadir gibi batsalar da yaşarlar,
Venedik buna benziyor.

Tam köşede bir dilenci gördüm.

Simsiyah elbiseler içinde, oldukça kapalı, boynunu bükmüş, gönlünden ne koparsa?
Bu arada,
Görev kime verilecekse verilsin,
Torba yasaya mı yoksa kesekâğıdı yasaya mı koyarlar, acilen şu dilenci yasası çıkmalı!
İhtiyacı olana ilgili kurum yardım etmeli,
Suiistimal edene de ilgili mahkeme üçkâğıt yapma demeli.
Memlekete gelen turistler ne düşünür, bu kadar dilenci görünce?
Desek ki çağ atladık, uçuyoruz, her şey güllük gülistanlık, teğet geçti, bize mi inanırlar, gördüklerine mi?
Hatta halk ekmekler de öyle!
Şimdi turist halk ekmek önünde kuyruğu görse bu ne dese?
Ne diyicez?
Desek o neye inanacak?
Olmalı mı?
Olmalı ama böyle değil, bakkallar satabilir, marketler olabilir ama şimdiki gibi değil!

Venedik sokaklarında gezerken kaybolmanız zor.
İşaretlemeler iyi yapılmış ve tüm yollar;

Saint Marco meydanına çıkıyor…
Burada da kaybolursanız, her yerde kaybolursunuz!

Bu arada, işportacılar…
Genelde siyahî, Afrika Ülkelerinden, bizdeki gibi çakma marka satılıyorlar,
Hanımlara yönelik, özellikle de çanta.
Ben şimdiye kadar hiçbir zenginin işportacı olduğunu görmedim!
Onlar yapmayınca bu işi, ne yapsın gariban takımı?
İşportacılık!
Bizde ise erkeklere yönelik satılan en güzel şey;
Hıyar!
O sıcaklarda ne güzel de gidiyor, soğuk soğuk, tuzlu.
İnsanın yedikçe yiyesi geliyor!

Venedik’te çok güzel maskeler var, al bir tane, tak yüzüne ve resim çektir.

Ben şahsen maskeleri çok severim.

Çünkü
Maskeler insanlar gibi maske taşımazlar, yüzlerinde.
Neyse o
Tam Mevlana’nın dediği gibi
Ya olduğun gibi
Ya da göründüğün gibi
İnsanlar ise çoğu maskeli.
Bir yanda dillerinde Mevlana’nın dediği, yaptıkları ise tam tersi.
Zaten Mevlana bunu demiş demesine ama bu özellik sadece hayvan ve bitkilerde bulunur demeyi unutmuş!

Müthiş bir deniz trafiği var, Venedik’te.

Sanki İstanbul trafiği buraya taşınmış ama denizde hoşgörü vardır, çok nadir kaza olur, alkol muayenesi yoktur, kemer kontrolü, hatalı sollama, aşırı hız…
En ilginci de birbirini tanısın tanımasın,
İki deniz aracı geçerken içindeki insanlar birbirine el sallarlar.
Bu özellik diğer ulaşım cinslerinde pek yoktur.
Hatta sallarsan dayak bile yeme şansın olabilir.
Üstüne ailenin önünde boğaza bile atabilir, magandalar…

Venedik’te yollar kanallar…

En büyük fantezim;
Kanalda kanal tedavisi yaptırmak, dişime.
Burada diş hekimlerine duyurulur!
Ne kadar romantik olur?
Oyuluyorsun ve farkına varmıyorsun.
Oy deyince aklıma demokrasi geliyor nedense.
Sorun ‘’oy’’ kelimesinde. Oy’un fiil hali ne? Oy!
Bu nedenle oy dememek lazım rey daha uygun,
Buradan TDK ilgilerine duyurulur,
Sonra gelen oyuyor, giden oyuyor, olan bize oluyor…
Sonra hep beraber oy oy Eminem’i söylüyoruz!

Karnımız acıktı,
Ne yicez?
Tabi ki makarna!

Aslında İtalyanlar ile Türkler birbirine çok benzerler.
İster Akdeniz deyin,
İster zeytinyağı,
İster hava, su yol durumu, ne derseniz deyin, benzeriz!
Çünkü
İki millet te uçkuruna düşkün ki buna sosyetede çapkın diyorlar,
İki milletin de hırsızları meşhurdur.
Hırsız hırsızdır ama az çalan hapse,
Çok çalan önemli mevkilere…
Çalın demem ama çalacaksanız çok çalın!
Bu kadar makara yiyen bir millet, çok makara olurlar, aynen öyleler…
Ya kardeşim çeneleri ne kadar düşük,
Bir konuşuyorlar, aman Allah’ım,
Benim diyen makineli tüfek bu kadar sayamaz, saysa bile namlu şişer.
Abicim, bunlara Allah öyle bir çene vermiş,
Valla çene cerrahlarını işi çok zor!
Bizim halkımız da makarnayı çok sever ama arada fark var,
Onlar zevkten yiyor, biz ise doymaktan!
Onlarda süsleme sanatı had safhada, bizde ise bir iki çeşit!
Onlar sosyetik isimler bulmuşlar bizde ise sade makarna!

Ben de bir erkeğim ama İtalyan erkekleri yakışıklı!

Doğruya doğru.
Sırım gibiler,
Çok sempatikler,
Gülmesini biliyorlar,
Seksi giyiniyorlar,
Ağızları çok iyi laf yapıyor,
Kadın ruhundan anlıyorlar,
Genlerinde çapkınlık var,
Anadan babadan öyle görüyorlar, neticede çapkınlar…
Belki de dünyada en çok kalp çalan İtalyanlar…
Aman canım, tüyü bitmemiş yetim hakkı çalmıyorlar ya?

Diyelim gondola bineceksiniz,
Yok, öğle yağma!
Sıra var,
Kuyruk,

Sayısı sabit gondola sayısız turist gelirse ne olur?
Aslında sizin ödediğiniz paranın içinde olan bir köpek öldüren şampanyası ikram edilince Öyle hoşunuza gidiyor ki, buna hanutçuluk mu denir?
Yoksa Hamitçilik mi ama hoş geliyor…

Venedik’te elalem,
Kazıklara neler oturtmuş, neler?

Biz ise maalesef vatandaşı!
Hele şu araba ve yakıttan alınan vergilere fena halde gıcığım!
Kim ki maliyet artı yüzde on vergi desin, yakıttan oyumu ona vereceğim!
Ulan araba alıyon, yarısı vergi, yakıt istasyonu, en az yarısı vergi, ocak ve temmuz ayları yine vergi.
Ben olsam, arabayı bulan ile yakıtı keşfedenlerin heykelini her yere dikerim!
Ve sık sık şükran günü düzenlerim.
Kazara biri su ile çalışan araba keşfetse o zaman ne yapacaklar?

Venedik’te bizim bildiğimiz taksilerden yok!
Deniz taksi var!
İsterseniz bu gondol da olabilir,
Romantizme bakar mısınız?
Bu arada Ankara trafiği taksiden geçilmiyor…
Hele Kızılay?
Araç başına en az bir tane taksi.
Taksicinin yalancısıyım 8008 taksi varmış!
Hâlbuki Avrupa’da merkeze giren vasıtalar;
Tramvay, fayton, bisiklet, motosiklet gibi vasıtalar…

Şimdi beni Avrupa hayranlığı ile suçlayanlar olabilir ama
Bayılıyorum, adamların çiçek kültürüne.
Hele pencerelere koydukları çiçekler…
Biz neden koymuyoruz acaba?

Venedik’te bir bebek gördüm, arabasında.
Maşallah tatlı mı tatlı!

Ve bir o kadar da masum.
Keşke insanlar hep bebek kalsaydı,
O zaman ne kadar masum olurdu bu dünya.
İşte o zaman Mevlana’nın dediği gibi olurduk;
Ya olduğun gibi
Ya da göründüğün gibi.
Belli bir yaşa gelince, neden canavarlaşıyoruz?
Neden?

Hani gezerken çişiniz gelir ya
Benim de internete giresim geldi ama elin oğlu bizim gibi değil,
Öyle her yerde internet kafe yok,
Hem paralı hem de pahalı!
Ya bürokrasi?
Pasaport fotokopisi olmadan asla!
Bizde ise gelen giriyor, giden giriyor…
Ondan herkes internete düşüyor,
Ardından düşenin dostu olmaz diyoruz!
Neden bu yasa bizde de çıkmıyor?

Eşimle oturduk,
Saint Marco Meydanı’na bir yorgunluk kahvesi içtik.

Hani derler ya,
Bir kahvenin kırk yıl hatırı varmış,
Ulan Venedik unutma bizi,
Allah nasip ederse kırk yıla kadar yine gelicem!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder