28 Eylül 2011 Çarşamba

Tiridine Bandım

Tiridine Bandım!
Çok nadir rüya görürüm.
Rüyamda Tirit’ine banınca,
http://www.youtube.com/watch?v=uKawLb4sTiQ
‘’Amanini amanini amanini yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para vidim aldım’’
Bu rüyamı eşime anlattım.
Ben rüya-müya nedir bilmem ama
Eşim dedi ki
Tirit’e banmaya gidiyoruz.


Hâlbuki ben
Rahmetli Aysel Gürel’den;
‘’Bandıra Bandıra Ye Beni’’yi çok dinlemiştim.
Onur Akın’dan,
‘’Seviyorum seni ekmeği tuza banıp
Banıp yer gibi’’
Ama
Allah bilir ya
Bu güne kadar Tirit’e banamamıştım.
Hanım dedi ki
Sen beni dağa kaldır,
Ben de
Sana Tirit’e bandıracağım orada.

Hani böyle diyorum ama
Bayanları ben aracın marş motoruna benzetirim.
İlk hareketi Onlar verir.
Zaten olmasalar;
Ne nüfus patlar,
Ne de ekonomi.
Aslında,
Dünyayı da bayanlar yönetir.
Şöyle ki
Her başarılı erkeğin ardında,
Eşi vardır.

Eşim dedi ki
Arabamızla gidelim dedim.
Baksana Devletimiz zorda.
Ha bire yakıta zam yapıyor.
İhtiyaçları olmasa neden yapsınlar?
Onlar bizi yönetiyor,
Kolay mı?
Para lazım.
Adım atsalar para.
O kadar koruma.
İtibar açısından en iyi oteller.
Memleketi pazarlamak kolay mı?
Uçak’ın tekeri yere değmiyor.
Tek başına da gidemez.
Ülkeyi temsil için her türlü riski alıyorlar.
Bizim de buna destek olmamız lazım.
Hatta
İmkân olsa
İki katını versek?
Ne demiş ti
Nasrettin Hoca;
Ye kürküm ye!
Biz de Devleti temsil edecekleri en iyi şekilde giyindirmeli, yedirmeli, içirmeliyiz.
Temsil görevi parayla olur,
Havayla değil!

Yalnız şöyle yaptım;
Yokuş yukarı yakıt göstergesine bakmadım.
İnerken baktım;
Ya sıfır,
Ya da
Asgari.
2.5 litre.
Sanki kokluyor mübarek.
Keşke bir imkân olsa,
Sadece inişte kullansak!
Yukarı çıkışta TIR’a yüklemek,
İnişte saldım bayıra,
Mevla’m Kayıra.

Kel olduğum için,
Çıktık açık alınla,
Ilgaz’a.
Ama yol üzerinde Kalecik’e uğradık.

Kalecik Karası ile tanışalım dedik.
Fakat
Ne bağ görebildik,
Ne de
Kalecik Karası.


Tepenin üstündeki minik kaleye;
Kalecik denmesi harika bir fikir.

O an aklıma;
Halı sahaya konan;
Kale geldi.
O da
Kalecik sayılır.
Burası Beypazarı gibi turizm şehri olur mu diye sordum?
Daha çok peynir ekmek yemeleri lazım.
Bizim Boncuk,Muhabbet Kuşu.
Şalgam içmeyip şarap içtiğine göre vardır, bir bildiği.
Ama kerata,
Asla sarhoş olmuyor,
Birkaç damla alıp bırakıyor.
Bir mesaj mı veriyor?
Bunu bilimsel bir veterinere sordum;
Sen niye içiyorsun dedi?

Şarap bir kültürdür,
Bir yaşam tarzı.
En önemlisi;
Gelir kapısı.
Araya araya bulduğumuz bağ teknisyeni;
Recep Bey’e dedim ki
Bir otobüs kiralayın,
İlk fırsatta Şirince.
Eğer bu işten ekmek yiyeceksiniz.
Buraya kadar gelmişken Kalecik Karası almadan olur mu?

Ne kadar?
Yirmi.
Aşağı olmaz mı?
Olmaz.
O zaman 25 de, pazarlık yapalım,
Sen 20’ye indir,
Bu işi tatlıya bağlayalım.
Gelir gelmez ilk işim tadına bakmak oldu.
Valla beğendim.
Bu arada bizim Boncuk ta nasiplendi.
Bu gidişle;
Şarap Tadım Uzmanı olacak.
(Degüstatör)
Degüstatör de neymiş?
Bakar mısınız şu kelimenin çirkinliğine?

Bu gezide aklıma şu geldi;
Ne kadar,
Vali,
Kaymakam,
Belediye Başkanı varsa,
Hepsini pazarlama bölümlerinden seçelim.
Beldenizi pazarlayın ama
Mülkiyet Millette kalma şartı ile.
Ya da
Bu kişiler seçilir seçilmez ilk iş;
Pazarlama eğitimi almaları.
Gittiğim her yerde,
Bunu hissettim.
Her şey var.
Pazarlamada sıkıntı var.
Tabi bunun yurtdışı ayağı var,
Yurt içi ayağı var.

Pazarlama olmadan satış olmaz.
Bir aralar kayınbiraderin balık üretim çiftliği vardı.
Levrek, Çipura.
Balıklar öyle bir noktaya geliyor ki
Sattın sattın,
Satamadın zarar.
Yem atsan zarar.
Atmasan birbirlerini yiyorlar.
İşte bu olay;
Pazarlamanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor.
Halkta büyük heyecan var,
Ama
Liderlere ihtiyaç var.
Tabi ki kaynağa.

Kalecik Karasında umduğumuzu bulamamış olarak,
Çankırı’ya geldik.

Çankırı da bizi şoke etti.
Bir tek;
‘’Kale’’Kırmızı Turizm Levhasını gördüm.
Ama
Sokak isimlerinde maşallah çok başarılılar.
Tüm sokakların isimleri yazılı.

Bu arada,
Bendeniz Öküz burcuyum.
Eşim doğum günü hediyesi;
LCD Bilgisayar ekranı
Ve yön bulma cihazı aldı.
Madem aldı,
Arabaya taktık,
Gideceğimiz yeri ayarladık,
Gözümüz hem tabelalarda,
Hem de cihazda.
Cihaz iyi de
Bazen geri dönsene geri zekalı,
Önüne baksana salak,
Geri dön dedim, neden anlamıyorsun, kuş beyinli gibi
İltifatlarda bulunmasın mı?
Sinsi olmasın da
Ne olursa olsun,
Buna inanan birisi olarak,
Bu iltifatları kabul ederek yolculuğa devam ettim.

Müziğe gelince;
Efendim,
Kalp Damar Cerrahi doktorlarının tavsiyelerine uyarak,
Artık damar parçalar dinliyorum.
Aracın teybi;
375 parça çalabiliyor, CD’den.
Ben de
Geniş arşivimden 375 parça seçtim.
Orhan,
Ferdi,
Müslüm.
Yan tarafıma da jilet koydum.
Hanıma gına geldi ama
Ne yapsın?
Damar çorba seven eşi
Acayip damarcı.

Çankırı beni sarmadı ama
Dönüşte Kaya Tuzu Mağarasına uğradık.
Aman Allah’ım,
O da ne?
Kaya Tuzu Mağarası.
Çan-Kaya A.Ş işletiyor.

16.10.2003 yılında özelleştirilmiş.
535,079 milyon dolara.
Sahibi demiş ki(4 Aralık 2007, Sabah)
TÜRKİYE'NİN en büyük kaya tuzu yataklarına sahip Çankırı'nın tuz tesislerinden Med Mar'ın 17 ortağı var. En büyük ortak ise, eşi Türk olan Ürdün asıllı Muhammed Ağra. 18 milyon dolarlık yatırımla kurulan tesiste, 145 kişi çalışıyor. Türkiye'de yıllık 3 milyon ton tuz üretimi ve tüketimi var. 300 bin tonu rafine tuz olarak tüketiliyor. Med Mar yıllık 100 bin ton rafine tuz üretiyor. Salti, Tuzum, Asaf Tuz markaları ile piyasaya hitap ediyor. Ayrıca, tekstil boyamalarında, diyaliz makinelerinde, bulaşık makinelerinde, salamurada, su yumuşatmada kullanılan tuz üretimi yapıyor. Fabrika Müdürü Hasan Akgüç, "Türkiye'de üretilmeyen medikal tuz için hazırlığımız var. İlaç firmalarının, serum solüsyonu yapan firmaların tedarikçisi olacağız. AB destekli 500 bin Euro'luk yatırımı tamamladık"

Efendim,
Buranın bence iki boyutu.
Biri;
Üretim.
Diğeri;
Turizm.
Üretim bizim işimiz değil ama
Turizm açısından çok önemli bir yer.
Fakat
Çankırı’dan yaklaşık 25 KM dışında yer alan bu yere gitmek kolay değil.
Çünkü
Bir tane tabela yok.
Burası Turizm yeri ise
Kırmızı Tabelaları koymak lazım.
Yolları da düzeltmek lazım.
Kamyonlar girebiliyor ama
Otobüsler sıkıntılı.
Orta boy otobüsler ise sıkıntılı.
Süratiniz 40 KM’yi geçmemeli.

Mağaraya bir girdim;
İlk dikkat ettiğim;
Tuz kokmuş mu?
Kokmamış.

Hani birileri diyor ya
Memlekette tuz bile kokmuşsa?
Valla
Baktım,
Rahat olun,
Kokar bir durum yok.

Bu arada,
Yan gözle de
Narkoz programlarını izliyorum,
Memleketimin.
Aşırı narkoz nasıl hastayı öldürürse,
Bu kadar narkozlu programlar da
Milletimizi öldürmesin?

Madene bir türlü ulaşamayınca,
Ve hiçbir tabela olmayınca,
Ulan dedim,
Burayı yoksa
Mitçiler mi işletiyor?
Malum;
MİT; mitolojinin kısa adı.

Bir de
Yerin dibine girmeyelim mi?
Labirent gibi
Taşıyıcılar Camiilerin fil ayaklarına benziyor.
Aracınız ile gayet rahat müsaade edilen yere kadar ilerliyorsunuz.

Sizi görevli karşılıyor,
Ve bilgi veriyor.
Karşımızda tabela.
Sahiplerinin isimleri ve fotoğrafları.
Görevli personel aynı şekilde.
Yan tarafta,
Aden sahası.
Daha yüzde biri bile belki işlenmemiş.
Nerdeyse yüzde yüze yakın kaya tuzu.
Aralarda çok az toprak var.
İçeri girerken,
Acaba çöker mi düşüncesi ister istemez oluyor.
Ama
Atın ölümü arpadan olsun.
İçeride bir eşek ile tavşan sergileniyor.
Yıllar önce ölmüşler ama bozulmamışlar.
Ruhlarına Fatiha okuduktan sonra,
Marmara Üniversitesi Resim Heykel öğrencilerinin kaya tuzundan yapmış oldukları
Heykellere tek tek şarkısı eşliğinde bakıyoruz.

İlk başta
Ana Tanrıça;
Kibele.

Sanki
Tuzlayım da kokma der gibi bakıyor.
Buranın tarihi Hititlere kadar gidiyormuş diyor,
Bilge bekçi.
Neden olmasın?
Eski sistem tuz çıkarma rayları ve mini vagonları.
Hemen yanda
Köhnemiş fayton.
Hemen ben olsam
Ego bileti duygularım kabardı;
Gelen her misafire tuzlu ayran ikram ederdim.
Arzu edene de
Parayla ya da hediyelik kaya tuzu.
Rica ettim görevliye sağ olsun küçük bir kaya parçası verdi.
Şimdi evde.
O da kokarsa?
Evde bir sorun var demektir.
Arada bir bakmak lazım.
Bence
Yeraltı olarak,
En zengin ilimizden biri;
Çankırı.
Düşünün bir kere
Tuzsuz ve şekersiz bir dünya?
O an aklıma
Tuzsuz Deli Bekir geldi.
Buranın sembolü olabilir mesela.
Kaya Tuzu ve Tuzsuz Deli Bekir.

Uzmanlar diyor ki;

''Çankırı'da çıkartılan işlenmemiş saf tuzdaki mineraller, bedenimizin birçok ihtiyacını karşılayacak özelliklere sahip. Kaya tuzu, astım ve alerji başta olmak üzere kalp damar ve obezite gibi birçok hastalığın tedavisinde etkili. Tuz bulunduğu ortamın havasını temizliyor. Dünyanın birçok yerinde üst solunum yolları rahatsızlığı, astım, bronşit, alerji, polen alerjisi gibi hastalıklarda tedavi amacıyla kullanılıyor''

Kaya Çilingiroğlu geliyor aklıma.
Neden burayı almamış acaba?
Hülya Avşar da reklâmında oynardı.

Bizler,
‘’Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın ile büyüdük’’
Ama Dağı ilk kez gördüm.

Ve utandım.
Yurtdışı gezileri ile
Yurtiçi gezileri arasında bir denge kurmak lazım.
Mesela
Gülhan Şen hep yurtdışı,
Aş kendini hep yurtdışı,
Bence bir yurtdışı,
Bir yurt içi daha mantıklı.
Deseniz ki
Ne kadarını biliyorsun memleketin?
Yüzde elli derim.
Daha görülecek çok yer var!

Birazdan Kastamonu Kahvesi içtim.
Nefis.
Fal kapattım.
‘’Yine yol göründü gurbete’’
Dibek kahvesi.
Bir içen kırk yıl unutmaz diyorlar.

Amerikalı,
Kolayı buradan açın diye yazar.
Ulan o kadar salak değiliz ama
Yol tabelaları en salağa göre konmalı.
Yön bulma cihazı, eşim ve ben
Bazen ya şaşıyoruz,
Ya da
Yanlış yola giriyoruz.

Bu arada,
Yol çalışmaları iyi güzel de
İki sıkıntı var;
Daha yapılır yapılmaz çöken mi dersin?
Ya da
Biter bitmez yol bakım çalışmaları.
Yol işaretlemeleri ise

Valla gözünüzü dört açın,
Lenslerinizi çıkarın.
Geliş-gidiş yok
Nasıl oluyorsa teke düşüyor,
Birden tekrar geliş gidiş oluyor.
Allah göstermesin
Kaza riski çok yüksek.
Bence ayrı bir şirket yapmalı,
Yol güvenliğini.

Ilgaz Dağları tünel istiyor,
Tünel.
Ucunda ışığı olan.
Bir tünel.
Bu mutlaka olacak ama
Biraz geç kalınmış gibi geldi.

Ne zaman ormanları görsem;
Aklıma,
Odun,
Kereste,
Ve kütükler gelir.
Ve ikiye ayrılır bu ürünler;
Canlı olanlar,
Cansız olanlar.
Dünyaya bir daha gelirsem,
Kereste tüccarı olmayı ne kadar çok istiyorum bir bilseniz.
Laf aramızda hayatta en çok anladığım üç şey;
Odun,
Kereste,
Ve kütük.
Bir bakışta anlarım.
Şöyle havalı tazevizit te yaptırırım.
Kartvizit demiyorum;
Çünkü
Kartlar kartlaştırıyor, beni.

Araçta kar lastikleri var.
Bu geziden sonra değiştireceğiz.
Tam Ilgaz Kayak Merkezine girerken bir levha;
Zincir takılır,
Çıkarılır,
Ve de bulunur.
Altında cep numarası.
Hem de
532’li.

Giriş yaptık, otele.
Şöyle dolaşalım dedik.
Amacımız zirveye çıkmak teleski ile
Teleski ve telekızlar arasında nasıl bir ilişki olabilir?
Teleski yerine
Jigolo desek?

Görevli dedi ki
Abi yarın gel dokuz buçuk,
Zirvede sıcak şarap
Ve mangalda sucuk.
Ben salağa çağrışımlar gelir,
Yerli yersiz.
Zirve lafı geçince,
Zirve Yayınları aklıma geldi, nedense.

Karlar erimeye başlayınca,
İşletmelerin de
Karları erimeye başlamış.
Hafiften zarardalar, yani.
Allah’tan sinek yok dağda.

Hep düşünmüşümdür,
Dağ bu kadar eğlenceli iken
Teröristler neden çıkar dağa?
Kayak var,
Oksijen,
Çamlar,
Yaban hayvanlar,
Şifalı bitkiler…
Her dağa çıkan terörist mi?

Tiridine Bandım–2
Gece ne yapılır?
Böyle bir yerde.
Canlı müzik.
Canlı olan her şeyi severim.
Canlı Balık,
Canlı Tiyatro,
Canlı Yayın,
Canlı Müzik…
Tek sevmediğim;
Canlı Bomba.
Bir de
Bomba gibi haber.

Ne kadar özlemişim canlı müziği.
Resmen kendimden geçtim.
Bir kemancı,
Mükemmel.
İki bağlama,
Bir tef,
Bir darbuka.
Solistler mükemmel.
Birinin sesi Onur Akın’a.
TSM solisti ise eğitimli,
Bursalı.
Kemancıyı dinleyince,
Çal kemancı diyesi geliyor insanın.
Bence Dışişlerine müzisyen istihdam etmek lazım ki
Notayı Onlar versin.
Daha barışçıl olur.
Müzisyenler, nota çalmaktan başka bir şey çalmayan insanlar.
Ben salak ise sadece ıslık çalarım!
Bu arada ayıptır söylemesi;
Kendimce
‘’Hanımlara İyi Bakmak Lazım, Yenileri Çok Pahalı’’adlı
Muhteşem(!) eserimde,
Elizabethler’den bahsetmiştim.
Elizabeth; en az bir yönü ile aşırı dikkat çeken bayan oluyor.
Yaklaşık altmış sekiz farklı Elizabeth’ten bahsetmiş iken,
Üç tane daha Elizabeth karakteri dikkatimi çekti; barda.
Radar Elizabeth,
Lambada Elizabeth,
Barbie Elizabeth.

Baktım herkes bir şeyler istiyor,
Benim neyim eksik dedim.
Hemen peçeteye şu isteklerimi yazdım;
Duygulu Türküler(Potpuri)
Minareden at beni in aşağı tut beni,
Yoğurt koydum dolaba ellere vay,
Elmaların yongası aslanım aman,
Çözde al Mustafa Ali,
Düriye’min güğümleri kalaylı…

Türkücü bana baktı,
Ben O’na.
Bakıştık!
Kim bilir içinden ne yürüyüş kararları saymıştır?
Ertesi gün, tanıştık.
O isteği asla unutmayacağım dedi.
İlk kez başıma geliyor.
Ben de
Her genç kızın başına gelir dedim.
Ama dedim,
Minareden at beni in aşağı tut beni,
Bir gün bir müşteri ister,
Onu mutlaka öğren.

Nedendir bilinmez,
Belki de
Hayatta kalma(survivor) izlemiş olmaktan yemeğe saldırdık.
Aksırıncaya ve tıksırıncaya kadar yedik.
Tabii mide fazla hava basılmış lastik gibi şişti.
Keşke lastik gibi bir sibobu olsa?
Sarıldık sade soda ve limon suyuna.
Çerez dedik,
Demez olaydık.
Ulan her cinse bir tane paket boşaltmasın mı?
Zaten midemiz patlayacak gibi şişti.

Gece horlaya horlaya uyudum.
Zabalan teleferiğe gittik.
Dediler ki
En az onbeş kişi olmanız lazım.
Ulan dedim öde on beş kişiyi
Ama tek kişi yedi TL.
Hani biraz gazino kapatma gibi olacak ama
Abi dediler,
Patron bizi gözetliyor, çalıştırınca da
Bizim tozumuzu alıyor.

Baktık olacak gibi değil,
Bari dedik,
Gastımını gastımını dep dep diyelim,
Gastımın’ya gidelim.
Ama
O da ne?


Bir bira fabrikası,
Avrupa’dan altı adet bunun gibi
Bira mayalama fıçısı getirtmiş, İnebolu’ya.
Oradan da Karayolu ile Kırıkkale’ye.
Anatolia Logistics taşıyordu.
Valla tebrik etmek lazım.
Kolay iş değil.
Ağırlıkları ortalama otuz ton.
Yolun eğimi desen?




Dedim ki
Ulan şimdi yanımızdan geçerken,
Yanlış yükleme yüzünden bir üstümüze yıkılırsa,
Kaşar peyniri gibi oluruz,
Tost arasında.
Bağırsaklarımız yola yapışır,
Kimliğimiz bile zor tespit edilir,
Adli Tıpçılar bile mesleği bırakır.

Kim diyor,
Memlekette içki yasağı var?
Yalan söyler.
Bakın,
Daha altı tane devasa bira mayası fıçısı geldi.
Hem de
Dağları aşarak.

Trakya lisanı ile
Aritaya baktık,
İstikamet Daday dedik.
Geçenlerde bir Tv kanalında İksir Tesislerini göstermişti.


Bizim de ilgimizi çekti.
Hem de
Okul arkadaşımızı ziyaret edelim dedik.
Tesis mükemmel.
http://www.iksirresorttown.com/
Doğa ve tarihi koruyarak,
Son derece modern bir tesis yapmışlar.
Konakları öyle güzel restore etmişler ki
Bayıldık.
Bir yetkili bizi gezdirdi.
Havuz,
Spa,
Eşek,
Akla gelen her şey var.
Personel samimi ve güler yüzlü.
Sahibesi İksir Hanım ve Kızı ile de tanıştık.
Çay eşliğinde tatlı bir sohbet yaptık.
Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.

İksir’den çıkınca,
Daday Şehir Merkezine uğradık,
Yöresel pazarı burun farkı ile kaçırdık.
Ama
Dokuma tezgâhları ve onlardan üretilen yöresel dokumaları kaçırmadık.

Hem sohbet ettik,
Hem de
Paramız nasip olsun.
O kadar şirinler ki.
Daday konaktan geçilmiyor.
Restore ihtiyaçlarına ihtiyaç var.
Birileri ön yaka olsa,
Konak pansiyonculuğuna özendirse?
Ankaralılar hafta sonu buralara gelse?
Köy hayatı,
Binicilik,
Köy yumurtası ile
Köy kahvaltısı edilse?
Yöresel pazarlar açılsa?
O muhteşem dokumalar sergilense?
Daday’da altyapı sağlam.
Tek sıkıntıları pazarlama.
Bir Beypazarı olabilir, yakın zamanda.
Her yer at çiftliği.
Atlardan geçilmiyor.
Ben ise meyandı boş buldum,
At’ıyorum.

Atatürk’ün uğradığı ve yemek yediği konağa geliyoruz.

Burada da dokuma tezgâhları.
Sadece dokuma var,
Başka bir tezgâh yok!
Tezgâhlarda.
Buradan da paramız nasip olsun diye
Karınca kararınca birkaç dokuma alıyoruz.
Nasıl mutlu oluyorlar.
O kadar sıcak ve samimiler.
Daday meşhur olursa,
En gözde konak,
Bu konak.
Ata’m da zevkli adammış ha.
İçimden diyorum,
Ey Ata’m,
Bizler eşek kadar olduk,
Ancak gelebiliyoruz, bu yerlere.
Sen ise daha o zamanlar,
Kısıtlı imkânlarla karış karış dolaşmışsın,
Memleketi.
Şimdiki teknolojik imkânlar olsa idi
Uzaya da giderdin?
Gezimiz esnasında gittiğimiz her yerde karşımıza Atatürk çıktı.
Bana göre Atatürk,
Samimi,
Felsefe ile icraatı beraber yürüten,
Düşüncelerini de zamanın eskitemediği lider.
Beni en çok etkileyen de
Kendi el yazması ile imzaladığı;
Miras vasiyeti.
Tüm mirası,
Kız kardeşine bırakmak varken,
Yaşadığı sürece oturduğu ev
Ve ayda bin lira.
Ama
İdeolojiler,
Asla
Kişilerin insanlığının, aklın, vicdanın ve mesleğin önüne geçmemeli.
Geçerse,
Tehlike başlar.

Kastamonu yöresi,
Tanıtıcı kitap açısından oldukça iyi durumda.
Hem Belediye,
Hem de
Valilik iyi çalışmış.
Geçenlerde Eskişehir’e gitmiş,
Bir kitap buluncaya kadar canım çıkmıştı.

Yakıt almak için duruyorum.
Ne de olsa
Hazineye para lazım.
Kolay mı bu çarkı döndürmek?
Devlet Acun gibi reklâm almıyor ki?

Pompacı lazımmış.
Beni alın dedim.
Çok iyi pompalarım.
Baktı şöyle,
Abi ya dedi, dalga geçme!
Haydar Abi’ye göre
Kalbi en sağlam kişiler pompacılarmış!

İlk ziyaret yeri;
Osmanlı Sarayı.

Tam önüne park ettik.
Şimdi otel hizmeti veriyor.
Burayı da Ata’m ziyaret etmiş.
Biz ise O’ndan yıllar sonra…
1283 içimizde gibi bir şey bu.

Yürüyerek,
Nasrullah Camii’ye geliyoruz.

Burada da Mehmet Akif’in vaaz verdiği belirtiliyor.
Bizde bir ideolojik grup Mehmet Akif derken,
Diğeri Nazım der.
Hâlbuki
İkisi de Allah vergisi yetenekleri ile
Çok güzel şeyler üretmişler.
Son derece değerli insanlar.

Ve Nasrullah Camii Külliyesi’nde çay içesim geldi.
Hanım ise hediyelik eşya peşinde.
Ulan kıskanıyorum şu Hediye’yi.
Herkes Hediye Paketi yaptırıyor.
Gastımını simidi aldım,
Oldukça lezzetli.
Nasrullah Camii Külliyesinde,
Hamam var ama
İşletmeye kapalı.
Şadırvan müthiş.
Güvercinler ise
Eminönü Meydanı,
Yeni Camii Önü gibi.
Ben de yem alıp attım.
Baktım;
Başıma üşüştü nerdeyse hepsi.
İşte o zaman dedim ki
Siyasete atılacaksan ilk şart;

Yemleyeceksin.
Yoksa
Halin harap!

Ayakkabılarımı çıkarıyorum,
Camii’ye girmek için.

O an acaba çalınır mı düşüncesi
Hem de böyle bir yerde
Bunu bile düşünmek ne kadar ayıp bir şey olsa gerek.
Ama
Maalesef bu da bir gerçek.
Belki de yüzkaramız.
Bir çay ve simit kesmedi.
Yöresel bir şeyler yemek lazım.
İnsanoğlu midesine bu kadar düşkün olursa,
Ve durmadan yerse
Maalesef bu alışkanlık,
Rüşvet yemeği de tetikliyor.
O da yemek,
Bu da yemek?
Nasıl ki çok yiyen obez oluyor,
Rüşvet yiyen de
Aşırı zengin.
Ama
Tuvalet ne diyor;
Nasıl ki yediğiniz içtiğiniz çıkıyor,
Manevisi de öyle.

Ve geldik,
Yöresel yemeklere;
Ve hayatımda ilk kez;
Tiridine bandım!






Tiridine Bandım-3
Efendim,
Daday’dan Gastımını’ya gelirken Mahmut Bey Camii’ye uğradık.
Kasaba Köyü’nün içinde.
Araba ile minik bir derecik içinden ulaşarak geldik.
Ama aferin yapanlara,
Camii’ye kadar getiriyor, tabelalar.
Bu Camii’nin şöyle bir özelliği var.
Tek çivi bile çakılmadan yapılmış.
Kündekari diyorlar, bu tekniğe.

Yani bu Camii’nin çivisi çıkmaz.
Benim tek çakılı çivim bile yok diyenler moralini bozmasın.
Çivi çiviyi söker sözü burada geçerli değil maalesef.


Bekçisi de çok sempatik.
Gerçi
Özel yetkili Mahkemeler gibi
Özle güvenlik diyorlar.
Temizliğini imam ile beraber yapıyorlarmış.
Sadece Cuma Namazları burada kılınıyor.
Köy ise yaklaşık 100 kişi.

Bu köyden çıktık,
Göce Köyü’ne doğru ilerlerken ağaçlar dikkatimizi çekti.
Ağaç kupkuru ama sadece belli yerleri yemyeşil.
Allah Allah dedik,
Bu ne ağacı?
Ve yol üzerinde bir vatandaşımızı gördük,
Burada ‘’Purç’’ derler dedi.

Göce Köyü İmamı, Cumali.
Ve hemen ardından,
Şöyle buyurun bir kahvemizi için dedi.
Dedik ki
Hay hay ama zamana karşı yarışıyoruz.
O zaman dedi
Size köy yumurtası.
Bir torbaya sekiz tane koymuş.
(Hak geçmesin şimdi saydım)
Borcumuz?
O da ne dedi?
Duymamış olayım ama bir dahaki sefere kahveye mutlaka beklerim.
İşte
Anadolu insanı.
İşte samimiyet,
İşte dünyanın belki de başka bir yerinde karşılaşabileceğiniz,
Ender manzara.
İşte insanlık dersi.
Bu gün ben
‘’Anadolu Çocuğu’’yum diyenlerin kapısına gitsek?
İlk işleri polise bildirmek olabilir mi?
Cumali seni asla unutmayacağız.
Sekiz yumurtanın seksen yıl hatırı var.
Söz bir dahaki sefere, kahve içmeye.



Tam dereden geçerken,
Azları gördüm,
Bıcı bıcı yapıyorlar.
Ulan dedim,
Bu ülkede en iyisi kaz olmak.
Yolarlar yolarlar,
Tüyün bitince başka kaza geçerler.
Vatandaş isen çok kıllısın ya
Bitmiyor, bu tüyler.
Yolmaya devam.
Her yakıt doldurduğumda ada olmuş gibi oluyorum ama
Yine çıkıyor, bu meret!

Doğal gübre,
Yani tezek mıntıkasında pinekleyen tavukları görünce;
Medyada çıkan haber geliyor, aklıma;
Tavuk Horozlaşmış!
Yumurtayı kesmiş ve horoz gibi ötmeye başlamış.
Dünyanın sonu mu geliyor acaba?
Bana göre kıyamet;
Kulları Allah’ın verdiği akıl ile doğa dengesini koruyamadıkları zaman gelecek.
Yoksa
Allah akılı neden vermiş olsun?

Hani büyüklerimiz kızınca derler ya
İyi bok yedin?
Bu aslında iyi bir şey;
Yakında sizin de bir köy yumurtanız olabilir.




Hani Tiridine banmıştık ya
Münire Sultan Sofrası’nda.
http://www.kastamonukulturturizm.gov.tr/belge/1-66035/lokanta-ve-sosyal-tesisler--merkez-.html
Sahiplerinden Yavuz Bey dedi ki
Size gönüllü rehberlik yapayım.
Hav hav dedik.




Elma suyu içtik,
İşte bu dedirten bir saf elma suyu.
Bundan düzenli içenin ömrü uzun olur.
Kalp sorunu yaşamaz.
Üstüne,
Etli ekmek ama Gastımını’ya özgü.
Banduma,
Ve yöresel baklava ile helva.
Tadından yenmez.

Tabii o zamanlar buzdolabı yok,
Para yok,
Ekmek yok.
Bu yokluklar içinde Anadolu Anneleri atılmak üzere olan o ekmek kırıntılarından
Mükemmel lezzetler yaratmışlar.
Hepsinin ellerinden öperiz.
İşte ben buna yaratıcılık derim.

Yavuz Bey bizi aldı,
Önce dibek kahvesi satılan yere.

Gelir gelmez içtim gerçekten ayrı bir lezzet.
Bir rehber elbette o yeri bilir ama
Yerel rehberin tadı başka.
Ömrü burada geçmiş.
Herkesi tanıyor,
Herkes te O’nu.
İşte bu noktada genel rehberler ile yerel rehberlerin işbirliğine ihtiyaç var.

Biri anlatacak,
Diğeri oranın en iyi yerlerini gösterecek.
Yol ve trafik ile park sorunları ise ayrı bir dert.
Bunları yerel rehber halledecek.
Neden olmasın?



Münire Sultan Medresesinde gezerken,
Eski model bir telefon takılıyor, gözlerime.
Ne kadar şanslısın diyorum, içimden.
Bu günlerde herkes senin sözünü dinliyor.
Kimse sözünden dışarı çıkmıyor.
Keşke senin gibi beni de dinleseler?

Yavuz Bey’e diyorum ki
Müşteriye Tirit getirdiniz.
Tam yerken,
Tiridine Bandım türküsü başlasa?
Teknoloji o kadar ilerledi ki
Mesela
Tabağa kaşık sallamaya başlar başlamaz türkü de başlar.
Arzu ederseniz o tabağı hediye de edersiniz.
Hem de reklâmınız olur.
Bu saçma düşüncemden sonra,
Yavuz Bey kim bilir neler düşünmüştür içinden?

Fark yaratmak lazım.
Ceza bile
‘’Fark Var’’ dedi,
Ondan sonra fark yaratamadı.
Bak sesi soluğu çıkmıyor.
Ben onu bunu bilmem fark yaratacaksın arkadaş.
Değişiklik şart.
Değişmeyen değişim.


İkinci dükkânımız pastırma.
Yavuz Bey diyor ki
Bizim pastırmamız,
Kayseri pastırmasına beş basar.
Çünkü
Bizde kesme bile elle.



Pastırma konusunda,
Güreşteki kadar bastırma ve tuş anlamadığımdan bir yorum yapamayacağım.
Ayrıca hanım henüz pişirim önüme koymadı.
Yersem elbet bir şeyler diyebilirim.
Bu işten anlayan,
Kayseriler bile buranın pastırmasını tercih ediyorlarmış.

Gastımını’nın sarımsağı o kadar meşhur ki
Her yerde,
Sarımsak demetleri.


Gastımınılılar pek antibiyotik tüketmezlermiş,
Doğalı varken.
Demeti yaklaşık on lira.
Satıcıya dedim ki
‘’şu yoğurdu sarılmasak ta mı saklasak sarımlamasak ta mı saklasak’’
Diyene bedava versenize?
Abi dedi,
Bizim halkımız, bir şey beleş ise
O kadar yaratıcı olur ki
Sermayeyi kediye yükleriz dedi.
Düşündüm,
Adam haklı.
Arkasından şöyle demesin mi?
Abi dedi,
Sarımsak,
Kömüre,
Makarnaya,
Bulgura benzemez.
Asla bedava verilmez.
Sarımsak bu!




Gastımını’daki tarihi eserler bakımlı.
Vakıflar Bölge Müdürlüğü iyi çalışıyor.
Ne zaman külliye duysam,
Aklıma;
Külliyen brifing, icraat mafiş gelir nedense.
Manzara müthiş.
Oturup Gastımını manzaralı çay içip sohbet etmek lazım ama
Zaman sınırlı.

Hemen yanında, mezarlar.
Ruhlarına Fatiha.
Aklıma;
İbo’dan ‘’Ölürsem kabrime gelme istemem’’geliyor, nedense.



Şey Şaban-ı Veli Türbesine gelmeden,
http://web.deu.edu.tr/~ilyas/kastamonu/sabaniveli/sabaniveli.htm
Araba ile süratle Gastımını Kalesi’ne çıkıyoruz.
Otobüs çıkar mı?
Çıkmaz mı?
Kaptanına göre değişir.

Şeyh Şaban-ı Veli bütün işlerinde şeriat hükümlerine uyar, "Şeriat bademin kabuğu, tarikat özüdür." derdi.

Efendim,
Bu konuda,
Türkiye’nin en büyük sorunu;
Din eğitimi olduğunu düşünüyorum.
Halkımıza gerçek din öğretilmeli,
Din bir ideoloji haline getirilmemeli.
Çünkü
Din öyle bir şey ki
İnsanları yönetmede kullanılacak,
Mükemmel bir silah.
Bunu da en iyi;
ABD yapıyor.

Bir gün
BM bünyesinde,
Tüm din adamları bir araya gelip
Ortak bir bildiri yayınlayabilecekler mi acaba?
İlk maddesi benden;
Adına ne denirse densin,
Yaratan; birdir.

Güzel Memlekette ise durum şöyle görünüyor;
Atatürk,
Yasa ile
Tarikatları kapatınca,
Bu işten menfaati bozulanlar,
Kendisini deccal ol ilan ettiler ve
O gündür, bu gündür
Faaliyetlerini çaktırmadan yürütüyorlar.
Hem her işin içinde varlar,
Ama
Yoklar.
Bazen derim ki
Acaba Ata’m, hiç mi yasaklamasa idin?
Sebebi;
Yasakların ters tepmesi
Ve insanları kendilerini ifade etmekten imtina etmeleri.
Mesela ben,
Şimdiye kadar,
‘’Ben şu tarikata mensubum’’ duymadım.
Bu hal,
İnsanları psikolojik açıdan olumsuz etkiliyor,
Ve de
Bu psikoloji toplum sosyolojinse olumsuz yansıyor.
Olması gerekeni,
Hakkı Bulut yıllar önce söylemiş;
‘’Ben buyum’’
Bu gerçekleşmedikçe,
Ve bunu diyene saygı duyulmadıkça,
Türkiye’de taşlar zor oturur yerine.
Bu düşüncelerle ayrılıyoruz,
Külliyeden.


Gastımını’da o kadar konak var ki
Bu kadar konak,
İzmir Konak’ta bile yok.
Ama bir kısmı maalesef bakımsız.
Bunlar akıllı bir politika ile onarılmalı
Ve pansiyon işletmeciliğine açılmalı.
Her şeye para bulan devlet kredi ile desteklemeli.



Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi’nden dönerken,
Sağ tarafta,
Bu Camii’ye rastlıyoruz.
Minaresi oldukça dikkat çekici.

Ve geldik,
Livapaşa Konağı,
Etnoğrafya Müzesi’ne.
Eğreti gelin burada çekilmiş.
Nurgül’cüm buralarda iki ay kadar kalmış.
Görevli çok güzel olduğunu söylüyor.
O zaman araları iyi imiş Cem’cimle.
Dedim ki
Bir daha gelirse haber ver, tamam mı?



Bu baskı,
Gastımını’ya özel.
Sadece burada olan bir sanat.
Yabancıların özel ilgisi varmış.





Efendim,
O zamanlar bayanlar ayrı,
Erkekler ayrı kapı tokmağı kullanırlarmış.
Bu, erkeklerin.
Daha büyük, daha kaba.
Bayanlarınki ise daha ince, daha kibar.
Yani diyorlar ki
Kabasınız erkekler, kaba.
Ne olacak?






Tiridine Bandım-4


Geldik saat kulesine,
1885 yılı yapımı,
Abdurrahman Paşa, dönemin valisi.
Ama yola çıkarken birileri yola çiviler ve camlar dökmüş.
Yani yolu kapatmak istemişler.
Yan yana iki araba.
Muhtemelen gençler dedik ama
O da ne?
Ulan ikisi de erkek!
Tövbe estağfurullah!
Başımıza taşlar düşecek diye diye çıktık yukarıya.

Çaycıya dedim ki
Amca ne zaman yapılmış bu.
Ben nerden bileyim der gibi baktı bana?
O an aklıma,
Herkes kollarındaki saati çıkarsa,
Ve sadece bu saate bakılsa,
Cin fikiri geldi.
Saat firmaları iflas eder ama
Ne kadar tasarruf olur!
Sonra kimse saatim durmuş,
Saatimi ileri almayı unutmuşum gibi klasik yalanlar atamaz.
İki tane sade soda içtim burada.
Manzara mükemmel.
Yalnız yeni yapılan iş merkezi,
Şehrin tarihi dokusunu biraz bozmuş gibi.
İşte şehir plancılarına çok iş düşüyor.
En akıllı çözüm;
Paris’te.
Eski doku ile yeni dokuyu ayırmışlar.
Bana göre tarihi dokuyu bozmamak lazım.

Burada Zülfü’den,
Ve Nazım’dan,
http://fizy.com/#s/12dxqv
Saat dört yoksun
Saat beş, yok
Altı, yedi, ertesi gün
Daha ertesi
Ve belki kim bilir...
Bunu ilk dinlediğimde,
Ulan demiştim şu Zülfü ne sözler yazmış.
Meğerse Nazım’a aitmiş.

Bu şarkıyı öldürmeye çok çalıştım ama öldüremedim.
İşte o şarkı benim için eskimez.
Şimdi de dinliyorum.
Yine eskimemiş.
İlk dinlediğim sıcaklığı ile
Kulaklarımda çınlıyor.
Bir de
Hasan Mutlucan türkülerini çok severim, nedense.
‘’Yine de şahlanıyor aman’’a bayılırım.
Buna savcılar bir şey der mi acaba?



İşte Hababam Sınıfı.
Rıfat Ilgaz.
Yeşilçam’ın klasiklerinden.
Gerçek olayların geçtiği yer.
O dönemlerde okumak isterdim.
Ben de
Bir Hababam olmak isterdim.
Ha babam,
De babam.
Haham olacağıma,
Hababam olayım.





Türkiye’nin en güzel Hükümet Meydanlarından birisi;
Gastımını’da.
Bu kadar mı tarihi?
Ellerine sağlık mimar Vedat Tek,
İkinci Meclis başta olmak üzere,
Anakara Resim Heykel ve Etnografya müzelerinde de emeği olan
Vedat Tek.
Nur içinde yatasın.
Kendi çapında bir Mimar Sinan gibi tarzı var.

Tam o sırada şeyim gelmesin mi?
Nerdeyse altıma yapacağım.
Rica ettik, bir gamu guruluşuna sağ olsunlar,
Halkımızın vergileri ile ayakta varız, biz dediler
Ve şeyinizi edin dediler.
Ardından üstüne kırk yıllık hatırı olan gayve.
Ve
Eskişehir’de bir türlü bulamadığım tanıtım kitabını burada görmeyim mi?
Gastımını’da Belediye kitapçık bastırmış.
Türbelerle başlamış,
Nerdeyse türbelerle bitirmiş.
Ya kardeşim,
Sizin memlekette sadece türbe mi var?
Demezler mi adama?
Valilik daha bilimsel yaklaşmış olaya.
Ne de olsa
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü var.



Gastımını ile özdeşleşmiş Şerife Bacı adına muhteşem bir abide yapılmış.
Peki, kimdir bu Şerife Bacı;
‘’Kurtuluş Savaşı'nda yaşlı kadın ve erkekler ile birlikte İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken kış şartları nedeniyle Aralık 1921'de donarak öldü’’
Fazla söze ne hacet var.
Seni rahmet ve minnetle anıyorum Şerife Bacım.




İşte Şerife Bacı’nın sadık bekçileri.
Hemen yakınında.
Bakmayın öyle uyur gibi durduklarına.
Yan bakana,
Efendim bu arada bakanlar üçe ayrılır;
Yan bakan,
Dik bakan,
Şaşı bakan.



Efendim,
Tüm buluşlar doğadan alır ilhamı.
Bunu icat eden de kim bilir nelerden aldı ilham?
Ya da
Bu;



Atılmış lastikler ile
Tarla sınırı belirleme pek hoşuma gitmedi.
Biri doğa,
Diğeri kimyasal.
Olmamış.
Tahta çit gider, en güzel.



Bu yalaktan su içen hayvanlar yalaka olur.
Bunların etinden sütünden yumurtasından yiyen insanoğlu?
İşte yalakalığın başladığı yer,
Burası.



Koyuna bakar mısınız?
Ne dert,
Ne tasa.
Ne ısınma,
Ne de yiyecek, içecek.
Fatura.
Koyum olmak isterdim, bu ülkede.
Koyun.
Başımda bir çoban,
O nereye, ben oraya.
Ağıla girmek isterdim.
Ağıla.
Önüme atılan otlardan bile mutlu olurdum.
Üstüne su
Ve ardından,
Sanki sakız ağacı var gibi içimde,
Geviş getirme.



‘’Dikkat bozuk satıh’’
Yazısını o kadar sık gördüm ki
O güzelim sözü hatırladım;
Sakarya Meydan Muharebesinde söylenen;
Atamız tarafından.
Hattı Müdafaa Yoktur,
Sattı Müdafaa Vardır,
O Satıh, Tüm Vatandır.
Şimdi ise
Bozuk Satıh!
Bu yazıyı yazmak ilgilileri kurtarır mı?
Ya vicdan?



Kepçe kulaklar komplekse girmeyin.
Bakın ne kadar işe yarıyor,
Kepçe!
Hem de
Volvo!

İşte Romalılardan kalma,
Bir tarihi eser!
Duvardaki yazılar,
Cüneyt’in surlarda kılıç sallarken Rolex saatinin parlaması gibi olmuş.
Bel fıtığı ve
Turkcell bir cep numarası!
Birileri buna dur diyemez mi?
Bu tarihi eser hep böyle kala kala
Tarihileşecek mi?



Bu ne?
Efendim,
Eskiden bunu ters kapatırlar, alttan ısıtırlar,
Üstünde de su kaynatırlarmış.
Yani o zamanların modern kombisi.
Şehirde oldukça yaygın,
Sık sık karşınıza çıkıyor.



Efendim,
Bu köprü Gastımı’nın simgesi olmuş.
500 yıllık Nasrullah Köprüsü.
Yol yapım çalışmalarında yarısı gitmiş.
Keşke kılına hiç dokunulmasa idi
Başka bir çözüm bulunamaz mı idi?

Kurşunlu Han Otele uğradık.
Bir odasını gördük.
Şehrin tam göbeğinde.
Çok güzel bir işletme olmuş.


Tarhana içemedim.
Sahlep süper.
Ihlamur aldık henüz tadına bakamadım.
Hakiki dağ çileği aldık, tadına bakamadım.
Çekme helva ise acayip leziz.


Yöresel yemekler…

Gastımını’da evlenmek sudan ucuz.
Parasızlık nedeni ile evlenemeyen gençler buraya gelin.
Abiyeler bile on lira.
Ablalar kaça?
Evliliğimizin bilmem kaçıncı yılında eşinden gelinlik isteyenler,
Gastımını’da bedava!



Buradan savcılara suç duyurunda bulunuyorum.
Bu şirketin gizli ortağıyım!



Saat Kulesinin Kapısı.
Kültür Varlıklarını korumada,
Üstümüze yok.
Bakın herkes nasıl titremiş, üstüne!



Bu yazıyı yazarken,
Sordunuz mu çime?
Ya otursunlar kardeşim, derse?



Turist Otobüsleri Park Yerini Düşünen,
Bu zihniyeti ayakta alkışlıyorum!
Her yere,
Herkese örnek olmalı.



Gastımınılılar vefalı,
Şehitlerine.
Tek tek künyelerini yazmışlar.
Çok ince düşünceler,
Ve mükemmel tasarımlar.



Ilgaz’a yolunuz düşerse,
Nöbetçi Kuruyemiş bile var!

Yollar o kadar yamalı ki
Sanki
Gençlerin yamalı pantolonları moda olmuş buraya.
Yama üstüne yama
Yamaha!

Bir levha,
Buraya çöp dökmek yasaktır.
İnadına ne kadar çöp varsa dökülmüş.
İşte bu benim halkım!
Derdi rahmetli Tanju Okan.

Yolun kenarında minik bir göl.
Damlaya damlaya nasıl göl olur,
Görün der gibi

Şeçimlere katılan aday resimleri.
Sanki
Bu seferde biz götürelim,
Hizmeti der gibi.


Nasrettin Hoca’nın Ters bindiği eşeği.
Kaya Tuzu Mağarası/ÇANKIRI

Ben de
Hoşgörü mizah ile başlar deyip
Müsaade isteyeyim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder