28 Eylül 2011 Çarşamba

Yavru'm Vatan Gırbıs!

Yavru’m Vatan Kıprıs!

Efendim,
Bir bebeye, Garip adını koyarsanız, o garip,
Yapışır, O’na.
Ya da
Kader derseniz, başına bir şey gelse,
Ah, benim kadersiz yavrum der, büyükler.

Bana göre de
Kıprıs, ın adı;
Yavru Vatan yerine, Yavru’m Vatan olmalıydı.
Şöyle ki
Tüm canlıların yavruları büyür,
Belli bir zaman eşek kadar olur.
Ben kendimi bildim bileli,
Kıprıs;
Yavru Vatan!
Bir türlü büyümüyor…
Ama
Yavru’m, olsa idi, O’na herkes sevgili gibi bakar,
Elde avuçta ne varsa bir güzel yedirirdi.

Kıbrıs’a Kıbrıs demiyor, yerliler…
Kıprıs diyorlar, Kıprıs.
Öyle güzel bir lehçeleri var ki
Şahsen ben bayılıyorum;
Hele Ne Yapan’a?
Keşke buraya ses dosyaları ekleme imkânım olsa idi,
Başta ne yapan olmak üzere,
Biraz Kıprıs konuşmaları ekleyebilse idim.

Dünyaya bir daha gelirsem,
Hangi meslekler beleş(promosyon)tura götürüyorsa,
O işleri yapıcam,
Hem çalışacağım hem de dünyada gezmedik yer kalmayacak.

Biz de eşimle beraber,
Başta Allah sağlık ve kazanç versin,
Baldız boya malzemeleri kapsamında, bizi beleş bir tura gönderdi.

Gırbıs uzmanı değilim ama
Kendimce şöyle diyorum;
Keşke 1974’te Hatay gibi davransa idi.
Yani
Kıbrıs Meclisi karar alacaktı, Türkiye’ye katılacaktı.
İstediği zaman da çıkabilecekti.
Türkiye’nin bir ili olacaktı.
Keşke denize hala boşu boşuna akan,
Manavgat suyu Gırbıs’a deniz altından ulaştırılsa idi.


Kumarhaneler Türkiye’de açılması yerine hemen burada açılsa idi.

Türkiye’den Kıbrıs’a gönderilenler biraz özenli seçilip gönderilse idi.

Üniversiteler hemen açılsa idi.
Keşke burası dünyaya Afrodit’in doğum merkezi olarak tanıtılsa idi.

Yavru Vatan yerine, Afrodit mi dese idik?

Çünkü
Pamukkale Cleopatra Havuzu ile Gökova Kleopatra Adası çok dikkat çekiyor,
Yabancı turist açısından.
Hayvancılık merkezi hala olabilir Kıbrıs.

O kadar çok ot var ki
Sanki
Yüce Mevla’m,
Ya şu,
Manavgat Şelalesi neden denize boşu boşuna akıyor diye sorduğumuzda?
Ey kullarım benden bu kadar,
Kafanızı çalıştırın, bu suyu Kıbrıs’a bağlayın demek ki istemiş?

İlk gezilerimizde kişi başı iki valiz hazırlarken,
Bu şimdi iki kişiye bir valize düştü.
Bu iyi bir şey,
Dönerken nasıl olsa ikiye çıkıyor, alışverişlerden.
Angara’dan Gâvur İzmir’e ütübüsle gidecektik ama

Risk vardı, uçağı kaçırabilirdik,
Uçağı kaçıracağına, aklını kaçır!
Pegasus tarafından işletilen İz Air ile gittik.
Önce Aşti’ye geldik,
İki seçenek var,
Ya belediye ile
Ya da
Havaş ile.
Belediye beş lira,
Havaş on lira ama dört senedir, hala pahalı!
Bir ara, otobüs parası, uçak parasından pahalı idi!
Biz, Havaş’ı tercih ettik, ölü bir saat olduğu için, in-cin top oynuyor,
Futbol yorumcuları da geyik muhabbeti yapıyor…
Hemoroit olmuş bir popoya yapılan ameliyatı tartışıyorlar!
Geldik, Avaalanına(Trakyaca)
Birazdan Gırbıs’ta uçak alanı olacak, bu.
İlk iş;
Soyun!

Hem de iki kere.
Striptizlik ne kadar zor meslekmiş be!
Soyun Allah, soyun.
Kemer’i çıkarmasan olmuyor ama cihaz ötüyor,
Çünkü
Doğuştan Kemerliyiz!
Ayrıca benim kuş her zaman öter!
Görevliler de iltifat yapıyorlar,
Abi bu herkese ötmez, kim yakışıklı ona öter!
Ona aklıma;
Kuşlar ötmezse mutluluk olmaz geliyor!
Kontrol plastik tabaklar var, saat, cüzdan cep gibi şeyleri ona koyup geçiriyorsun, kontrolden.
Altında yazıyor;
Aldığın yere koy!
Ama takan yok!

Birinci kontrolden geçtiniz,
Uçak kalkış vakti gelmedi ise hemen ikinciye girmeyin.
İnsan kafese girmiş gibi hissediyor, kendini.
Havada şey etmemek için de
Tuvalet iyi fikir!

Bu arada,
Allah ütübüs firmalarının yardımcısı olsun,
Uçak fiyatları düşüyor, ütübüs ise artıyor,
Rekabet gittikçe zorlaşıyor…

Biz Millet olarak,
Önce birini asarız,
Sonra O’nu baş tacı ederiz.
Rahmetli Adnan Menderes Havaalanı’na indik.

İnmeden önce,
Uçağın en zor hali kalkışı!

Kalktı mı?
Kimse tutamaz!
Ama kalkarken bir zorlanıyor, bir zorlanıyor…
Erkek olmak ne kadar, zor?
Hani Afrodit’in dediği gibi
Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm!

Nasıl ki
Uçak kaldıramazsa, rezil olur,
Erkek Milleti de öyle!
Havada süzülme ve inişte pek sorun yok!

Hosteslere bakıyorum;
Neden obez birisi hostes olmaz?
Koridor çok dar!
Maşallah manken gibiler…

Sanki
Mankenliğin adı çıkmış beşe inmez üçe diyenler,
Bu mesleğe geçmiş.
Ama geçenlerde bir haber, gazetede
Pilot eşi dava açmış hostese eşimi ayarttı diye.
Erkek hostlara gelince,
Henüz dava açan yok!
İçlerinde kaba olan varsa host yerine höst mü diyeceğiz?

Uçağı gözümüzde büyütüyoruz ama
Garibim, geri geri gidemiyor?
Ufacık tefecik çekiciye muhtaç!

Sanki
Yüce Mevla’m,
Bir mesaj veriyor;
Kendini dev aynasında görme!

Gelelim check-in işlemlerine;(okunuşu; çekin)

İlginç olan İngilizce olan bu kelime aynen dilimize geçmiş.
Havaalanında, check in yazıyor, Türkçesi de aynı.
Adı üzerinde,
Çekin gidin diyorlar, bir daha gelmeyin!
Çekin işlemleri ikiye ayrılıyor;
Çekin ve çekmeyin!
Bu meret kelime eğitim ve kültür seviyesi en düşük kişinin bile diline yerleşmiş!
Çekin, diyor.
Ben de çıkardım fotoğraf makinesini çektim!
Buradan Türk Dil Kurumu(TDK)yetkililerine sesleniyorum;
Çekine acele bir çekim lazım!
Hâlbuki giriş işlemleri denebilir ya da kısaca giriş ama olmaz,
Çekin yerleşmiş bir kere!

Eskiden binerdik uçaklara;
İkram faslı ile geçerdi, vakit!
Buradan Ali’cime sesleniyorum;
Ali’cim, maşallah Pegasus aldı başını gidiyor, Allah daha çok versin ama
Bizim güzel örf ve adetlerimiz var;
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var.
O bile para ile!
Hem de çay beş, kahve yedi lira.
Dönerken de üç kilo fazla dendi, hemen parasını öde!
Bu kadar da paracı olunmaz ki!
Neyse baktılar, sizinki aktarma imiş, özür dileriz, almadılar…

Pasaport Polisi de sağ olsun,
Sehven bazı sorular sordu;
Biz de sehven cevaplar verdik.
Yani
Sehvenleştik, biraz!

Buradan ilgililere sesleniyorum;
Türkçemizi sadece ben mi koruyacağım?
TDK var, bir sürü kuruluş var ama
Check in karşılığı; aynısı!
Yabancı birisi ne düşünür?
Ulan ya karşılığı yok,
Ya da bunlar amma da yabancı hayranlığı var!

Valla ben hemen vurdum kafayı uyudum.
Gözümü Ercan Uçak Alanında açtım.
http://www.ercanhavalimani.com/pilot-binbasi-fehmi-ercan/
Rehberimiz tam bir Kıprıslı.
O güzelim şivesi ile tatlı tatlı başladı anlatmaya.
Şivesi en güzel dillerin başında,
Kıprısça geliyor, bana.
Bunu yazı ile anlatmak çok zor.
Gidip orada bizzat yaşamak lazım!
Ses dosyaları konabilir ama o da tam değil.

Kıprıslı birine kulak misafiri olduk;
Başkanım diyor, toplantı yaptık, arkadaşlarla eğleniyoruz,
Allah’ın izni ile aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyoruz, başkanım!

Aman dedim, içimden aman…
Birileri bunu duymasın, Allah ile içki yan yana!

Gırbıs’ta sollamak yasak!
Çünkü trafik soldan!

http://www.kibrisotel-riverside.com/kibris-tarihi.html
1571–1878 yılları arasında yaklaşık üç asır Osmanlı yönetiminde kalan Kıprıs
1878–1925 yıllarında ise İngilizlere kiraya verilince;
İngilizler de trafik ve elektrik dâhil, İngiltere de ne varsa,
Aynı düzeni burada kurmuşlar.
Direksiyonlar sağda olunca sağlamak serbest!


http://www.ozeldireksiyon.com/ingiltere_hakkinda.htm


Sen şimdi evini kiraya versen,
Haberin olmadan evde bir sürü tadilat ve değişiklikler yapılsa ne yaparsın?
İşte bunlar Kıprıs’ta olmuş!
İngilizler küçük bir İngiltere yaratmışlar.
Bizde uyuduk mu?
Yoksa göz mü yumduk bilemiyorum…

Bana şu mantıklı geldi;
Kimi sol elini kimi sağ elini kullanır,
Solaklar az sağlaklar çok olunca, kural;
Salaklara göre belirlendi!

Hani Ümit Besen’in meşhur bir şarkısı var;
Alıştım, sana bir tanem, ulan alışmışız trafiğin sağdan akmasına,
Kaldığım iki gün boyunca,
Alışamadım, soldan akmasına.
Ama insanoğlu her şeye alışan tek canlı varlık.
Bırakın direksiyonu sağdan olanlar,
Soldan olanlar bile alışmışlar…
Ama
Sağlarken ya iyice sola kayacaksın ya da sağa doğru fakat büyük risk var.
Biri her an çarpabilir.
Aslında, yasak olması lazım.
Trafik soldan akarsa tüm araçların direksiyonu sağda,
Bizdeki gibi sağdan akarsa solda olması lazım.

Otelimiz Acapulo;
http://www.acapulco.com.tr/tr/PhotoGallery.php

Girne’de.
Belki de en güzel koyu.
Proje müthiş.
Hizmet güzel.
Denize sıfır,
Personel güler yüzlü.
Sponsor da
http://www.hakan.com.tr/
Efendim, Hakan Plastik boru üretiyor,
Bazıları da döşüyor!

Biz tam ayrılırken,
Uluslar arası Kardiyoloji Kongresi vardı.
Bizi erkekler karşılamış iken
Doktorları ise
Ada’da ne kadar güzel kız varsa seçmişler,
Onlar karşılıyordu.
Birden doktor olasım geldi!
Konulara baktım hep kalp ile ilgili ama
Kalp ve aşk konusu yoktu!
Ben de dedim doktorum;
Ne doktoru;
Aşk doktoru!

Varışımız gece oldu,
Otele varır varmaz hemen akşam ile gece arası yemeğe girin dediler.
Biz de öyle yaptık,
Ve çekilin ulan işlemelerini yapar yapmaz, odamıza çekildik.
İnternet bağımlısı olarak biraz internete gireyim dedim;
Saati beş lira.
Topla iki saatlik girmişim.

Eşim öğretmen arkadaşını aradı,
Eşi, O şimdi asker,
Canı neler neler ister!
Buradan her ikisinin de samimiyetine, sıcaklığına, misafirliğine, candanlığına, her şeylerine Binlerce teşekkürler…
Başta sağlık olmak üzere,
Allah gönlünüze göre daha ne varsa onu versin.
Yurdum insanı bir başka oluyor…
Bizdeki bu haleti ruhuye kimsede yok.
İşte biz buyuz,
Özümüz bu.

Birinci gün, tanışma idi,
Yani boş gün.
Sağ olsun eşimin arkadaşı geldi, arabası ile.
Çıktık açık alınla, Gırbıs’ta dolaşmaya.

Benim elimde gamera,
Eşim de ise Nuh’tan kalma sayısal fotoğraf makinesi.

İlk gezi yerimiz Mavi Köşk;

Girne Çamlıbel Köyü.
http://www.youtube.com/watch?v=M5iDlS38fPs
Yaptıran da;
http://kibrismavikosk.com/
Paulo Paulidos.

Köşkü gezince günah ve sevapları Allah’a,
Bu adamın hayatını bir yerlerde bulursam ilk fırsatta okuyacağım.
Hiçbir pezevenk, ben pezevek’im demez,
Paulo Paulidos’ta ben silah kaçaksıyım dememiş,
Makarios’un avukatı imiş.
Ama
Bu adamın acayip zevk sahibi olduğu;
Her halinden belli.
1957’lerde yaptırdığı bu köşkte ne ararsan var,
Bütün incelikler en ince detayına göre düşünülmüş.
O an aklıma Rahmi Koç geldi.
Bu işler sadece para ile olacak şeyler değil,
Hem para hem de çok geniş bir kültür ister.

Tesadüf bu ya,
Bizi askeri bando karşıladı.
Yan tarafta eğitim halindeydiler.
Tam araçtan indik, kesmesinler mi?
İçimden Merhaba asker, nasılsınız demek geldi?
Fotoğraf çekmek yasak!
Ama bu yasak olan her şey internette var!
Hatta köşkü youtube’e yüklemişler.

Paulo Paulidos.
Öyle bir yer seçmiş ki
Dışarıdan asla görünmüyor,
Ama O her yeri görüyor…
Doğa muhteşem.

Endemik yapı olağan üstü.
Tam bu sırada bir çoban ama komando.
Asker elbiseleri içinde sevimli bir amca,
Ve kuzular.
Aklıma Emmioğlu geliyor,
Meleşir kuzular…

Adamın tipi Humphrey Bogart
Her halinden mafya olduğu belli.
Zaten İtalyan resimleri, özellikle de Venedik tabloları çok dikkat çekici.
Anılarını yazdığı masayı görünce okumalıyım dedim içimden.

Süt havuzu,

Yine çıktı, karşımıza;
Sophia Loren.

Daha o yıllardaki ışıklandırma ve klima sistemleri şimdiki evlerin çoğunda yok!
Renkleri o kadar güzel ayarlamış ki
Her odanın bir rengi ve manası var.
Kütüphaneyi görünce,
O kadar zengin ki
Atatürk’ün Anıtkabir’deki Kütüphanesi gibi zengin.
Demek ki çok okuyan birisi imiş.

Makarios’un hediye ettiği masa ve sandalye.

Biraz sağırlar, birbirini ağırlar diyalogu…
Üzeri ceylan derisi.
Ama sadece ceylan yok, diğer masalarda da başta timsah olmak üzere her hayvanın derisi var.
Bir tek;
İnsan derisi görmedim.
Demek ki
Bu adam çok masummuş!
Kimsenin derisini yüzmemiş!
Bu arada hayvan dernekleri nerede?

Koltuk ise
Zamana bağlı olarak adamı rahatsız ederek uyutmuyor, daha çok çalış diyor.
Buradan makam sahiplerine duyurulur!

Üç kat elyaftan yapılan perde,

Isıyı,
Işığı,
Sesi en aza indiriyor…

Akerdiyon kapı ise
Kim bilir ne tangolar, valslar çalıyor?

Aynanın ağacı gül ağacı.
An aklıma
Tatlıses’ten gülüm benim geliyor…

Tablolardan biri;
Denizaltı su manzaralı.
Bakar mısınız, adamda her türlü manzara var?
Bu arada,
Man ile başlayan her şey güzel oluyor;
Man-zara,
Man-ken,
Man-tı,
Man-yak birisi,
Man araçları…
Mafya toplantıları kırmızı salonda yapılıyor…
Ulan bunların gözünü kan bürümüş!
Masada da ceylan derisi olmasın mı?

Anamız Meryem’in bir resmi var,
1971 yılında yapılmış, Fransız Ressam tarafından ama
Başındaki taç;
Som altın, gerdanlık ile elindeki tas ise
Altın suyuna batırılmış fırça ile.
Nereden bakarsan bak;
Üç boyutlu.
İsa da çok sevimli bir çocuk, kerata!
Meryem Ana sanki sürekli bizi takip ediyor…

Misafir odası;
Mavi.
Günah çıkarma yerinde bir ayna var,
Günah çıkarırken bile odayı komple gösteriyor…

Yani
O an bile ölüm korkusu var!
Odada bulunan gizli kasa heyet huzurunda açılmış;
Yirmi sterlin ve nereyi açtığı hala belli olmayan altın anahtar.
Buradan define avcılarına duyurulur!

Dinlenme odası;
Yeşil.
En ilginci de 1957 yılı yapımı siyah beyaz televizyon,

Bir de renkli olsaydı?

Kırmızı koltuklar ise
Stres koltuğu.
Bakar mısınız?

Yatak odasında ise
En ilginç şey;
Başucunda bulunan kaçma yeri.
Burası tünellere açılıyor…
İki bornoz ile bir çift terlik te ne kadar temiz birisi olduğunu simgeliyor!

Sarı oda ise
Çocuklara.
Her şey minyatür.
Ve depreme dayanıklı.
Ne kadar insancıl birisi!

Ya denge heykeline ne demeli?

Sadece deprem olunca yere düşüyor,
Ve bu ses her yerden duyuluyor,
Hemen sığınağa kaçıyorlar…

Teras’ta yemek yeme yeri ise
Gül ağacı masa ve sandalyelerden.

Bukalemun derisinden yapılmış dolap ise ilacı sürüldüğünde, o mevsimin rengini alması?
Şu ilacı bulsak ta
İçimizdeki bukalemunlara sürsek?

Sehpalar ise dört adet.


En küçük olanda bir insan resmi, en büyükte ise dört kişi bulunmakta,
Kaç kişi etrafında toplanacaksa o sehpa hizmete konmakta.

İki adet biblo, içlerinde şarap.
Ama erkekler bayan biblodan ayanlar da tersi.
Bakar mısınız?

Geliyoruz bara;
Şişe koyma yerleri, ne kadar orijinal.
Burçların simgeleri…

Masanın tam altında ise
Şarap Tanrısı Diyonisus,
Bakar mısınız?

Geldik Sirtaki oynanan tavernaya,
Fedon bile belki hayatında bu kadar zevkle döşene bir yerde tabak kırmış mıdır acaba?
Ya da
Ziynet Sali.
Biz hala elde mangal çevirirken sen git, mekanik çalışan devasa bir mangal yap.
Ulan bu mangalda bırak kuzu çevirmeyi, devasa bir domuz bile çevrilir.
Ya
Küp kebap yapma yeri?

Şarap fıçılar?
Geyik derisinden yapılma üzümler ve asa yaprakları…
Hangi misafir hangi renk odada kalıyor ise
O renk masada otursun fikri,
Aslanlı şarap ve hemen aşağısındaki şarap küpü,
Şarap lazım oldu,


Devir daim motoru ile sürekli ağzından şarap akan aslandan doldur kadehini.
Bakar mısınız?

Buradan hava açık iken,
Anamur ve Toros Dağlarını görüyorsun,
Ama biri burnunun dibine gelse seni göremiyor,
Bakar mısınız?

Gözetlemesi en güzel yere,
Makineli tüfek mevzii yaptırmış,
İcabında delik deşik ederlermiş adamı!
Buna bakmayın!

Hemen yanında da
Günah çıkarma yeri;
O kadar suç işledikten hemen sonra,
Günah çıkar!
Ben yemedim, Allah hiç yemez!

Sağ tarafta, tapusu hala İngilizlerde olan İngiliz Köyü,
Yaklaşık yirmi hane.
Buraya bakmanızda sakınca yok!

Çok küçük bir mini tiyatro,
Tam göbeğinde dur,

Kendi kendine konuş,
Sadece sen duy.
Söylediklerin eko olarak kulağına geliyor,
Avukatlık provası, mahkeme salonu gibi
Bakar mısınız?

Mavi bir gözü andıran dilek havuzuna para atarsan ve bu para tura gelirse,

Havada leylek görmüş gibi olurmuşsun.
Bakar mısınız?

250 ton su alan yüzme havuzu,
Devir daim motoru,
Fıskiyeler,
Aydınlatma lambaları, dört adet.
Hala sağlam!
Bakar mısınız?

Yasal olmayan yollardan para kazan,
Daha o yıllarda,
Bunları öyle bir harca ki
Şimdi görenlerin aklı havada kalsın,
Ama o yer,
Mehmetçiğin korumasında,
İlahi Adalete,
Bakar mısınız?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder